Çin Guilin'de Miao Halkı kıyafetleriyle

10 Eylül 2012 Pazartesi

Polonya-Kültür

POLONYA- KÜLTÜR
Kopernik’in, Chopin’in, Marie Curie’nin ve Amerikan film şirketi Warner Brothers’ın sahibi dört erkek kardeşin ülkesinde kültürel farklılıklara rastlıyorum. Anneannem ekmek yere düşünce üç kez öpüp alnına koyardı, Polonyalılar da öpüyor. Onlar için ekmek kutsal. Bizler nasıl çok içtikden sonra işkembe çorbası içiyorsak onlar da zapiekanki yiyorlar. Ekmek somununu uzunlamasına ikiye kesip üstüne peynir ve mantar koyup fırınlıyorlar ve ketçapla yiyorlar.

Ormanlarda ve dağlarda mantar toplamak onlar için bir haftasonu eğlencesi. 2008 istatistiklerine göre her Polonyalı senede 17lt votka içiyor. Durum böyle olunca da sabahın köründe sarhoşları sokaklarda görebiliyorsunuz. Krakow meydanında kahve içerken yaşlıca bir adam sallanarak masasından kalkıyor ve diğer masaları devirerek yere düşüyor. Polonya’da votkayı kieliszek denen 50ml’lik shot bardaklarından içiyorlar. Bir dikişte içmeleri adetten. Votka gırtlakdan geçer geçmez çok yakmasın diye ya soda içiyorlar ya da birşeyler atıştırıyorlar. Bahşişi masaya bırakmak Polonyalılara göre çok kaba bir davranış, aman dikkat!

Rehber kitaba göre Polonyalıların bir atasözü var, ‘evdeki misafir evdeki Tanrı demekdir’. Oysa 2 yaşındaki bebeğini bir müddet oyaladığım Polonyalı anneye ya da treni sorup gülümseyerek baktığım kadından aldığım buz gibi surat ifadesiyle şaşakalıyorum. Oysa Amerikada yaşayan, birlikte JP Morgan’da çalıştığım Dorotha oldukça güleryüzlüydü.

Papa John Paul II gerçekten bu kadar çok kiliseyi dolaştı mı bilemiyorum ama bir sürü kilisede onun resmi var. İsa, Meryem bir de John Paul II, anlayacağınız. Polonya’nın %95’i Katolik.

Erkekler kadınlara sık sık çiçek hediye ediyor ama buketin çift sayıda olmaması gerekiyor, yoksa uğursuzluk getiriyor. Gül özel günlerde alınıyor. Kimse kimseye ayakkabı almıyor, çünkü alan kişi diğerinin hayatından çıkar diye bir inançları var. Eğer bir şeyi evde unutup almak için geri dönerlerse bunun kötü şans getireceğine ve eğer biri ayakkabısını masanın üstüne koyarsa birinin öleceğine inanıyorlar.

Polonyalılar doğumgünü yerine isimgünlerini kutluyorlar. İnsanlar çocuklarına azizlerin isimlerini veriyorlar. Azizlerin isimlerine karşılık gelen günler var. O günlerde çocuklara hediyeler veriliyor.

Polonya TV’sinde Çince Jackie Chan filmi oynuyor. Adamın teki arkada düz metin okur gibi tercüme ediyor tüm filmi. Dublaj yok, altyazı yok.

Polonyalılar homoseksüellerden pek haz etmeyen bir toplum, öyle ki bir ara Teletubbies oyuncağı Tinky Winky’nin –ki bu oyuncak erkek- kadın çantası taşımasının çocuklar üstündeki etkisini bile araştırmışlar.

Polonya’da kırmızı ışıkda yürüyen yayalara 25 euro ceza kesiyorlar. Burda da korsan taksi var. Tuvaletlerdeki üçgen erkeği, yuvarlak ise kadın tuvaletini temsil ediyor.

Polonyalılar leyleklerin şans getirdiğine inandıklarından çatılarına vagon tekerlekleri  yerleştiriyorlar ki leylekler yuva yapsın. Telefon şirketleri bile kulelerini leyleklere uygun yapıyor. Hikayeye göre Nuh’un gemisine binmek istemeyen leyleğe Tanrı tarafında kibrini hatırlatmak için kanatlarındaki siyah çizgi verilmiş. Yuvası Afrika olan bu kuş o günden beri Mısır ve Polonya arasında uçarak yuvasını aramaktaymış.

Polonya, Avrupa’yı tarih öncesi çağda kaplayan ormana hala sahip tek ülke. Ormanlarında 500 yıllık meşe ağaçları var.

Polonya’da olduğum süre içinde gazeteleri inceliyorum. En büyük haber Amber Gold denen piramit şeklinde çalışan bir şirketin milleti dolandırması. Altına yatırım yapacağız, %10 kar elde edeceksiniz diye 50,000 kişiden 24milyon dolar toplamış sonra da batmış. İşin ilginç yanı başbakan Tusk’ın oğlunun bu şirkete danışmanlık yapması.

Naziler Polonyayı işgal ettikden sonra burda bulunan bir at çeşidini Almanyaya kaçırıp ari atı üretmeye çalışmışlar. Şimdilerde Polonya’da üretilen bu atlar her sene yapılan uluslararası bir açık arttırmayla satılıyor. Bu senenin en pahalı atı 440bin euroya Birleşik Arap Emirliklerinden birine satılmış. İkinci en pahalıyı ise 370bin euroya Rolling Stones’un davulcusunun eşi almış. Bugüne kadar satılan en pahalı at ise 2008’de 1.25milyon euro’ya Birleşik Arap Emirliklerinden birine satılmış.

Polonya’da da inşaat sektörü patlamış ve yabancılar çok ev alıyormuş. Aile yapısı değişmeye başlamış. Erkekler bebekleri olduklarında 14 gün ücretli izin alabiliyormuş. Kadınlara şiddet hala bir sorun. Çingeneler ardından da Araplardan pek haz etmiyorlar. Tüm bunlar bakanlıkdan verilen bilgiler.

2 Haziran 2012 Cumartesi

Gezdiğim Ülkeler Listesi

Sık sık hangi ülkelere gittiğimi soruyorlar. İşte size tam liste:

AVRUPA (29 ÜLKE)
Almanya (2011-Berlin)

Andora (2009)

Avusturya (1993 ve 2012-Viyana)

Belçika (1994- Brüksel, Brugges, Kortrijk)

Bosna ve Hersek (2007- Mostar ve Saraybosna)

Bulgaristan (2012- Sofya ve Plevne)

Çek Cumhuriyeti (1993 ve 2012- Prag, 2012- Karlova Vary)

Danimarka (1991- Copanhagen, Helsingör)

Estonya (2011- Talin)

Finlandiya (2011- Helsinki)

Fransa (2 kez- 1985 ve 1999’da Paris, 1985’de Nice, Cannes),

Hırvatistan (2007- Dubrovnik, Kolocep, Lopud ve Korcula adaları, 2012- Split)

Hollanda (3 kez-1994’de Holland Islands, 1995 ve 2003’de Amsterdam)

İngiltere(1985, 1987, 1993, 1994’de 10 kez- Londra, Bath, Bournemouth, Oxford, Cambridge, Isle of Wight, Salisbury, Winchester, Milton Abbas, Broadlans, Stratford-upon-Avon, Warwick, Windsor),

İskoçya (1993- Edinburg),

İspanya (4 kez- 1985, 1991 ve 2011’de Madrid, 2009 ve 2011’de Barcelona, 2009’da Gerona, 2011’de Granada, Cordoba, Sevilla, Toledo)

İsveç (1991- Göteborg, Lilla Vra, Helsinborg)

İsviçre (1990- Zurich, Bern, Luzern, Cenevre)

İtalya (4 kez- 1985 ve 2012’de Roma, 1990 ve 2010’de Venedik, Floransa, 1990’da Bolzano, Garda, Milano, Pisa, Siena, San Gimignano,Verona, 2012’de Pompei),

Letonya (2011- Riga)

Litvanya (2011- Vilnius)

Lüksemburg (1994)

Macaristan (1993- Budapeşte ve Estergon)

Polonya (2012- Varşova, Krakow, Gdansk, Malbork, Oswiecim, Wieliczka)

Portekiz (1985- Lizbon),

Rusya (2010’da Moskova ve St Petersburg)

Slovakya (2012- Bratislava)

Vatikan (1985)

Yunanistan (3 kez-1995’de Rodos, 2003’de Patmos, Atina, San Torini, Mikanos, Girit, 2012’de Selanik ve Kavala)


ASYA (18 ÜLKE)
Bhutan (2010’da Timpu, Paro)

Çin (2012- Şangay, Guilin, Xian, Beijing)

Dubai (2010)

Endonezya (2010’da Bali’de Ubud ve Jimbaran)

Hindistan (2006’da Mumbai, Varanasi, Sarnath, Khajuraho, Agra, Yeni Delhi, Jaipur, Udaipur)

Japonya (2007’de Tokyo, Fuji Dağı)

Kamboçya (2 kez- 2007’de ve 2009’da Siem Reap ve 2009’da Phnom Penh)

Katar (2010)

KKTC (1986, 1991’de 2 kez, Girne, Magosa, Lefkoşe)

Laos (2009- Luang Prabang ve Vientian)

Lübnan (2012- Beirut, Harissa, Byblos ve Deir al-Qamar)

Malezya (2009- Kuala Lumpur)
Myanmar (2013- Yangon, Bagan, Mandalay, Inle gölü ve Heho)

Nepal (2006 ve 2010’da Kathmandu)

Singapur (2010)

Tayland (2007- Bangkok, Phuket, Phi Phi, Mercan adaları, Phang-nga koyu, 2013 Bangkok, Sukotay, Chiang Mai ve Chiang Dao)

Tibet (2010- Lhasa, Gyantse,Yandrog gölü)

Vietnam (2009- Ho Chi Minh (Saigon) ve Hanoi)

AMERİKA (9 ÜLKE)
ABD (Michigan-13 sene yaşadım, ilk seyahatim 1988’de)

Arizona eyaletinde Grand Canyon- 1994

California’da Barstow, Calico, Baker, San Francisco, Monterrey, Carmel, Death Valley, Yosemite, Rhyolite, Lee Vining, Fish Camp, San Simeon, Muirwoods, Big Sur- 2003 ve Los Angelos- 1994

Florida’da Orlando, Vero Beach- 1996 ve Miami, Key West -2002

Georgia’da Savannah-1999,

Güney Carolina’da Hilton Head Island-1999,

Güney Dakota’da Badlands, Rapid City, Mt Rushmore-2007

Illinois’da Chicago-1998,

Kuzey Carolina’da Asheville, Smokey Mountains, Charlotte ve Carolina Beach-2001

Maryland’de Washington D.C.-1998,

Michigan Frankenmuth, Mackinac Island, Petoskey, Charlevoix,

Nevada’da Las Vegas, Mojawe çölü, Valley of Fire,- 1994 ve 1995

New York’da  New York-1992 ve Thousand Island-1997,

Ohio’da Shipshewana-2000

Texas’da Houston, Dallas-2000 ve San Antonio-1998

Wyoming’de Casper, Devils Tower, Yellowstone, Grand Tetons-2007


Arjantin (1991- Bounes Aires, Patagonya’da Puerto Madryn, Peninsula Valdes)

Aruba (2000)

Brezilya (1991- Rio de Jenairo ve Iguassu Falls)

Kanada (1988 ve 1997’de Niagara Falls, 1997’de Toronto, 1998’de Ottowa, 2006’da Vancouver)

Küba (2011- Havana, Trinidad ve Santa Clara)

Meksika (1988’de Monterrey, 1998’de Cancun ve Chichen İtza, 2008’de Mexica City, Teotihuacan, San Cristobal de las Casas, San Juan Chamula, Zinacantan, Palenque, Uxmal, Playa del Carmen)

Puerto Rico (1999)

Peru (2002- Lima ve Urubamba, Cusco)


AFRİKA (3 ÜLKE)
Etiyopya (2010- Addis Ababa, Awassa, Arba Minch, Jinka, Mursi ve Hammer köyleri, Omorate ve Kircho)

Güney Afrika- (2012- Cape Town)

Mısır (1992- Kahire, Aswan, Luxor,)

OKYANUSYA (2 ÜLKE)
Fransız Polonezyası (2001- Tahiti, Bora Bora ve Morea)

Hawaii adalar topluluğu (2004- Büyük ada da denen Hawaii, Oahu ve Maui)

7 Nisan 2012 Cumartesi

Dünyada ilk kalp naklini yapan Dr Christiaan Barnard’ın Cape Town’u

Cape Town ülkenin üç başkentinden sadece biri ve yasama başkenti, Pretoria yönetme, Bloemfontein ise yargı başkenti. Bayraklarındaki renkler gökkuşağını, dolayısıyla da ‘bir sürü ırkdan oluşmuş bir ülke’ olduklarını sembolize ediyor. Dünyadaki en büyük altı bitki krallığından biri burası. Q sesini dillerini damaklarına vurarak çıkarıyorlar. Bizim hayır anlamına gelen ‘cık’ sesimiz gibi. Böyle yapılan şarkılar varmış, ‘click tongue’ denen.

1795’de gelen İngilizler, kardeşi kardeşe düşürüp, yardım maksadıyla anlaşma imzalatıp yerlilerin topraklarını ellerinden almışlar. Hep hatırlarım rahip Desmond Tutu’nun sözlerini, ‘misyonerler geldiklerinde onların İncil’i, bizim de toprağımız vardı’. Dua edelim dediler. Bir gözümüzü açtık, bizim İncil’imiz var, onların da toprağı’.

Zencilerin oturduğu mahalle olan District 6, 1970’lerde buldozerlerle yerle bir ediliyor ve 60bin kişi evlerinden çıkarılıyor. Bu kişilere şehir dışında ev yapabilmek içinse yeni yollar için ayrılan parayı aktarıyorlar, o yüzden de şehrin içinde yarım kalmış köprü inşaatı görüyorsunuz, sanki yolun yarısı koparılmış gibi havada asılı.

Bugün siyahların %99’u işsiz ve yol kenarlarında bekleyip günlük işçi olarak kiralanmayı bekliyorlar.

Zengin evlerinin bahçe duvarlarının etrafı elektrik verilen tellerle çevrili. Onların Pronet’i ADT hırsız girince polise haber vermek yerine silahlı adam yolluyor.

Denizciler için deniz feneri gibi bir sinyal noktası olan 1060m yüksekliğindeki Masa dağının alt kısmı granit, üstü ise kumtaşı. Kuzeyden akan büyük nehirler kat kat ufak taş, kum, çamuru seviye seviye biriktirmiş. Bu 100 milyon sene sürmüş ve ağırlıkdan, kum artık çimento gibi sertleşmiş. Tabii bu olay 460 milyon sene önce bitmiş. Anlayacağınız çimento gibi sert bir dağ ama esasında kum. 10 milyon sene sonra bu dağ eriyecekmiş erozyondan dolayı.

Cape point bir çoğunun sandığı gibi Afrika’nın en uç noktası değil en uç güneybatı noktası. Agulhas en güney nokta. Tepeye çıkarken rüzgar beni savurup duruyor. Zorlu bir tırmanış oluyor ama yukardan manzara bir içim su! Burnun bir tarafı Atlantik bir tarafı Hint okyanusu.

Mandela’nın bir müddet hapsinde kaldığı Robben adasına ve township denen zenci mahallelerine gidiyorum. Her ülkenin gettosu vardır, gecekondusu vardır. Hindistan’da sokakları sidik kokar. Ama hiçbir ülkede topluma açık duşların ve tuvaletlerin etrafının tellerle çevrildiğini, kapılarında kilit olduğunu ve de önünde güvenliğin beklediğine şahit olmadım. Adamların o kadar gözü dönmüş ki ne varsa çalıyorlarmış, o yüzden de önünde güvenlik bekliyor. Bakkal bile malını demir parmaklılıklar ardında kimseyi içeri sokmadan satıyor. Okulların da etrafında dikenli teller var. Ülkenin nüfusu 50 milyon ve 40 milyonu bu gecekondularda yaşıyor. 4 milyonu hala evsiz. Sokaklarda ‘herkes komşusuna yardım etse kimin yardıma ihtiyacı kalır’ diye yazılar var. Geçenlerde bir bölgedeki sel baskını sonucu çocuklar kitaplarını plastik kutulara koyup nehri yüzerek okula gitmişler.

Büyücü bir doktora gidiyoruz. Migrenime çare olur mu acaba? Daracık karanlık ve her bir rafından ne olduğunu anlayamadığım bir takım otlar, kurutulmuş hayvan derileri sarkan bir dükkan burası. Babadan oğula geçiyormuş bu meslek.

Sokaklarda atılmış her türlü ahşap malzemeyle mangal yakıp üstünde koyun kellesi pişiriyorlar. Mangalı böbrek yağıyla yağlıyorlar. Kadınlar su kaynatıyor kazanlarda. Tavuk tüylerini daha kolay yolabilmek için kaynayan suya sokup çıkarıyorlar. Temiz içme suyu lüks buralarda.

6 milyon AIDS’li var ve bu da nüfusun nerdeyse onda biri ediyor. En sık toplantı çeşidi cenazeler bugünlerde. Artan cenaze maliyetlerinde indirim alabilmek için insanlar cenaze kurumlarına üye oluyor. AIDS yüzünden oluşan ölümlerle sık sık büyük çocukların reisliğinde aileler gözüküyor ya da büyükanneler torunlarına bakıyor. HIV’den ölenlerin aileleri utanıp akrabalarının AIDS’den değilde veremden öldüğünü söylüyor.

Erkekler 18 yaşında sünnet oluyor ve ceketle kasket giymeye başlıyor erkek olduğunun bir simgesi olarak. Şimdilerde 16 yaşında da sünnet etmeye başlamışlar. Evlenirken kadının ailesine başlık parası veriyorlar. Eğer kız eğitimliyse paranın meblağı artıyor.

Kalem testi diye bir şey duydunuz mu hiç? Renklilerle yani Hintli, Çinli vs, siyahları ayırmak için beyaz Afrikalıların ortaya çıkardığı bir test bu. Kalem saçın içine girmezse o siyah demekmiş çünkü saçları karışık kıvırcık ya.

Mandela 1964’da ömür boyu hapse mahkum edilmiş. Karısı 1400 km yol yapıp 30 dakika görebiliyormuş kocasını. Karısı o kadar sık tevkif edilmiş ki, artık evin kapısında ufak bir bavul tutar olmuş. Mandela, Robben Adasına arkadaşlarıyla beraber getirildiğinde, hukuk okumuş olan Mandela’ya gardiyan ‘ikimiz eğitimli insanlarız’ demiş, ‘böl ve yönet takdiği’ gereği. Arkadaşı bağımsızlık kahramanlarından Steven Tefu’ya ise ‘sen beşpara etmez adamın tekisin’ demiş.  Tefu karşılık vermiş ‘ben bütün dünyada tanınıyorum, üstelik senin başbakanından daha çok tanınıyorum’. Hapiste taş ocağında çalıştırılan Mandela ve arkadaşlarının ellerindeki yaralara doktor falan bakmadığından, yaraların üstüne işemişler, iyileşsin diye.

Günde bir kere yemek verilmiş mahkumlara ama siyahlara verilen yemekler her zaman renklilerden daha azmış. 6 ayda bir ziyaretçiye izin vermişler ama 18 yaş altındaki ziyaretçiye izin vermemişler. Dolayısıyla da mahkumlar çocuklarını 18 yaşına gelene kadar hiç görememişler. Sorun çıkaran mahkumların ise mektup yazma hakları 6 aya kadar alıkonuyormuş. İççamaşırı, çorap ve ayakkabı verilmiyormuş mahkumlara. Ada 1997’de müze olmuş, 1999’da ise UNESCO dünya kültür mirası.

Siyah rehber sürekli gelen turistlere teşekkür etti, ‘siz olmasaydınız apartheid bitmezdi, siz sesimizi dünyaya yaptığınız protestolarla duyurdunuz’ dedi.

HAYVANLAR ALEMİ
Yolda baboon’lar cirit atıyor. Devekuşları, foklar, dağ zebraları ve antelop gördüğüm diğer hayvanlar arasında. Ufak bir safari yapıyorum anlayacağınız.

Simon’s Town’da Boulders koyuna Penguen görmeye gidiyorum. Yumurtalarının üstüne tünemişler. Martılar da dolanıyor etrafda belki bir yumurta kaparım diye. Penguenler her sene tüylerini döküyorlar ve bu 21 gün zarfında su geçirmez özelliklerini yitiriyorlar. O yüzdende tüy dökme mevsimi öncesi kilo alıp 21 günde ekstra kilolarını kullanıyorlar. Penguenler saatte 20km hızla yüzebiliyorlar ve çoğu hayatları boyunca tek eşli kalıyor.

İbikleri mavi, vücutları siyah beyaz benekli bir tür tavuklar var botanik bahçesinde. Birine yem atınca hepsi üşüşüyor. Taşlaşmış ağaçları görüyorum. Kimi zaman ağaç dalları ya da gövdesi sel sularıyla ordan oraya savrulur ve üstü kum ya da çamurla kaplanır. Böyle olunca da ağacın normal çürümesi için gerekli olan oksijen ağaca erişemez. Sonunda suyun içindeki mineraller kütüğe işler ve ağacın organik elementlerinin yerini alır. Üstünden milyonlarca yıl geçince de ağaç taşlaşır.

Aslan çiftliğine doğru yoldayım, Finli bir çiftle. Girişinde tavuk üretme çiftliği var. Dünyadaki sirklerden kurtarılan hayvanlar ömür boyu burda yaşıyor ve onların yemek masrafını karşılamak için evlatlık alabiliyorsun. Yani parayı ödüyorsun, ama hayvan çiftlikde yaşıyor. Saat 16.00’da beslenme saatleri. Bakıcılar elektrikli teller arkasındaki hayvanlara 4-5 tavuk atıyorlar. Şimdi anladınız mı girişdeki tavuk çiftliğinin sebebini. Kıtır kıtır kemiklerini kırarak yiyor aslanlar bu tavukları. Bu hayvanları vahşi doğaya bir daha bırakamıyorlar çünkü avlanmayı bilmiyorlar. Bebekleri diğer çiftliklerdeki gibi sevdirmiyorlar, vahşi hayata sadık kalabilmek adına. Zira sevdirilen aslan yavruları annelerinden ayırılıyormuş ki aslan 6 ay içinde yeni bir bebek dünyaya getirsin. Normalde aslan 2 seneden önce yeni bir bebek doğurmazmış. Bu yavrular insanlar sevsin diye normal çevrelerinden uzak yaşatıldıklarından asla vahşi hayata dönemiyormuş ve sirklere satılıyormuş. Bu aslan yavruları ısırmasın ve tırmalamasın diye önce eğitimden geçiriliyormuş. Ayrıca bu yavrular insanlar için ölümcül sonuçlar taşıyabilecek parasitler taşıyormuş. Aslanlardan biri bembeyaz, bunun albino değil özel bir tür olduğunu öğreniyoruz.

Aslanlar gruplar halinde yaşıyor. Erkek aslanlar, bölgeyi korumakla yükümlü. Bu bölge 259 km kareye kadar bir arazi olabiliyor. Yok yanlış yazmadım, birim 259 km kare. Bölgelerini işeyerek belirliyorlar. Dişilerin görevi avlanmak.

Aslanı, pengueni, Ümit Burnu, Masa dağıyla aklımda kalacak bir ülke Güney Afrika. Ama en çok da deniz kenarında çok ucuza yiyebileceğiniz jumbo karidesleriyle...

28 Mart 2012 Çarşamba

Büyükadada bir Viyanalı

Hazır hava ısınmışken adalara gitmeli. Her dilden her ırkdan insan var bu vapurda. Sarışın  bir turistin yanına oturuyorum, kadın sıcak bir gülümseme ile Türkçe ‘merhaba’ diyor. Nerelisin diyorum, İngilizce, Viyanalı diyor Türkçe. Başlıyor Türkçe anlatmaya, iş için gelmiş. Bir ilaç şirketinde çalışıyor. ‘Çırağan’da dün gece 40 Türk doktora bir gece düzenledim. Sabah ikiye kadar gitmediler, sabahda ezanla uyandım, 4 saat uykuylayım, kocam eve dönünce uyursun adalara git dedi’, diyor. Gece için Viyana’daki Türk arkadaşının yardımıyla Türkçe açılış konuşması hazırlamış. ‘Alkışladılar, hatta bazıları ağladılar’ diye anlatıyor.

‘Türk arkadaşımın yolladığı sms’de anlamadığım 2 cümle var, yardım etsene’ diye rica ediyor. Birinci ‘iyi dolaşmalar’, tercüme etmesi kolay. İkinci ‘gözün aydın’. Hadi bakalım tercüme edin, kolaysa. ‘Göz ne demek biliyorum ama cümleyi anlayamadım’ diyor.

‘Geçen gün menüde görüp tavuk istedim, puding geldi. Tavuk gibi gıdakladım, ben tavuk istedim diye. Meğer tavuk göğsü tatlıymış.’

‘Ayran çok seviyorum, burda her sabah içiyorum. Fayton turu yapalım beraber. Fayton VW’nin büyük tür bir araba markası ama pek beğenilmedi, Avusturya’da. Sahlep mi, kimse bugüne kadar bana ondan bahsetmedi. Alıp kocama yapayım.’ 

Evi Viyana’daki Türk büyükelçiliğine çok yakınmış. Büyükelçi onu Davutoğlu’nun Viyana ziyareti için elçiliğe davet etmiş. ‘Davutoğlu, Avusturyalı hanımlarla Almanca konuşmak istiyormuş.’

Viyana’daki Türk arkadaşı Avusturyalı olmayıp Avusturya’da iş hayatında en başarılı olan kadın ödülünü almış. ‘Viyana’ya gel, gezdireyim, sen bana çok güzel İstanbul hikayeleri anlattın’ diyor. Eh artık yapmalı bir plan.

 Ayrılıyoruz güzel bir günün ardından. Ertesi sabah Türkçe bir sms; ‘canım arkadaşım havaalanındayım dönüyorum, bekliyorum, öptüm’. Ertesi gün Türkçe bir e-mail, ‘sahlebi yaptım kocam çok beğendi’. İki gün sonra Türkçe bir sms, ‘Bulgaristan’a gidiyorsundur, iyi yolculuklar, bende Düsseldorf’a gidiyorum.’ Bu kadar ilgilisini görmedim. Haftaya gelecek olan Fransız arkadaşıma da birkaç cümle Türkçe öğretmek farz oldu artık.

31 Mart Ctesi Yeni Seminer (Konu: Güney Afrika)

Merhabalar
Bu  cumartesi (31 Mart) Kafika'da kültürel farklılıklar workshop’umda konumuz Güney Afrika

  • Siyahların yaşadıkları mahallelerde hamam ve okulların önünde her türlü soyguna karşı güvenlik bulunduğunu,
  • Siyah Hristiyan erkeklerin 18 yaşında sünnet olduğunu,
  • Anne balinaların bebeklerini bırakıp Antartika’ya yüzemedikleri için bu kıyılarda kilo verdiğini
Biliyor muydunuz?

Salon kirası gene yediğiniz içtiginiz hariç 20 TL.

Saat: akşam 8:00

Mekan : Kafika


Taksim Garanti bankasından inen Kazancı yokuşunda, yada Fındıklıdan gelenler için Fındıklı yokuşunda bir yer. Yokuş 3 yol ayrımına geldiğinde (Sıraselviler, cihangir ve fındıklı) soldaki yolda kalan portakal ışıklı yer. Web sitesinden de adresine bakabilirsiniz.

Dostcakalın

Mehpare








20 Şubat 2012 Pazartesi

25 şubat Ctesi Fındıklı Kafika'da yeni seminer


Merhabalar
2 senedir vermekte olduğum Kültürel Farklılıklar seminerimin bir yenisi bu Ctesi Fındıklı Kafika'da. Konu farklı ülkelerdeki cenaze gelenekleri, batıl inançlar ve semboller. Görüşmek üzere...
  
  • Türkiye’de küfür anlamına gelen başparmağı 2 parmağın arasına sokularak yapılan hareketin Latin Amerika’da nazara karşı kullanıldığını,
  • Tuva Özerk Cumhuriyetinde masadaki kırıntıyı elle toplarlarsa paralarinın azalacağına inandıklarını,
  • Santorini’de günahkarların eşek olarak yeniden dünyaya geldiğine inanıldığını, o yüzden de eşeklere iyi davranıldığını,
  • Vietnam’da gömülen ölüyü 3 sene sonra çıkarıp kemiklerini temizleyip bir kaba konduğunu
Biliyor muydunuz?

 Salon kirası gene yediğiniz içtiginiz hariç 20 TL.
25 şubat ctesi
Saat: akşam 8:00
Mekan : Kafika

Taksim Garanti bankasından inen Kazancı yokuşunda, yada Fındıklıdan gelenler için Fındıklı yokuşunda bir yer. Yokuş 3 yol ayrımına geldiğinde (Sıraselviler, cihangir ve fındıklı) soldaki yolda kalan portakal ışıklı yer. Web sitesinden de adresine bakabilirsiniz.
Dostcakalın

17 Ocak 2012 Salı

Bugüne kadar en çok beğendiğiniz ülke hangisi ve neden?

Benim için tek cevabı yok. Kültürel farklılık açısından Etiyopya, dağlar açısından Peru, deniz ve adaların güzelliği açısından Bora Bora, yaşam ve tarihin içiçeliği açısından İtalya. Ya sizce?