Gezdiğim 60 ülkede gördüğüm sosyal, ekonomik, politik farklılıkları sizlerle paylaşmak amacım.
Çin Guilin'de Miao Halkı kıyafetleriyle
19 Mart 2011 Cumartesi
Peru 2002
6 Ocak 2011 Perşembe
BUTAN
BUTAN
‘Kuzu sampu’ yani merhaba Butan! İndiğimizde yağan yağmur dağları ve yeşilliği daha da ortaya çıkarıyor. Toprak kıpkırmızı. Evler Safranbolu evleri gibi cicili bicili, boyalı. Her bir tahtası rengarenk özene bezene boyanmış. İlginç bir resim de mevcut bu evlerin duvarlarında. Bu bereketi sembolize eden penis resmi. Bir tür selvi olan cypruss buraların milli ağacı. Kayalıklarda bile kök salabiliyor, aynı Butanlılar gibi. Sürekli cırcır böceği ve vadinin dibinde akan nehrin sesi yalıyor kulağımı.
30 yaşlarında kral yakışıklı sayılır, iyi eğitimli de. Festival boyunca üç gün halkının elini sıkıyor. Ee ülkede topu topu 700,000 kişi yaşıyor. Kralın babası dört kızkardeşle evli. Aileyi kapatmış anlayacağınız. Çocukları hem kardeş, hem kuzen. Kralın bir görevide dini seromonilere gelmesi. Gelmezse ve yağmur yağmazsa suçlanılacak kişi o!
Devlet ofislerinda çalışanlar geleneksel kıyafet giymek zorunda. Erkekler bir tür elbise giyip altına dizlerine kadar uzanan çoraplar giyiyorlar. Tapınağa girerken her erkeğin uzunca bir şal takması gerekiyor. Takmayanları uyarıyorlar. İnsanların statülerine göre şalın rengi de değişiyor. Kral sarı giyerken sokakdaki adam krem rengi giyiyor şalını. Yüksek düzey devlet yetkilileri ise kırmızı bir şalla bir kılıç kuşanıp giriyorlar içeriye. Tapınaklara kısa kollu bluzla girmek hoş karşılanmıyor. Budist geleneklerine göre tüm sunumlar tek sayı halinde olmalı ve yedi gökyüzünün yedi ilahı katına denk geliyor.
Tapınaklar hem dini hem de idari merkezler. Dış avluda devlet ofisleri iç avluda ise manastır bulunuyor. Tapınaklarda metal kullanılmamış, herşey geçme usulünce yapılmış. Evlerin çatıları yapılırkende çivi kullanılmamış, ensiz kalaslar bambu yardımıyla birbirine bağlanmış ve çatılar uçmasın diye üstlerine taş konmuş.
Dolunayda tapınaklar insanlar dua edebilsin diye gece açık bırakılıyor ve tüm dünya için dua eder, gelenler. Budanın dini amaçla yapılan resimleri festivaller haricinde bir perdeyle kapanıyor. Tanrısal bir şeye sürekli bakmak insanoğlu için iyi olmadığından bu çareye başvurmuşlar. İnsanlar bu resimlerden enerji ve güç alıyor. İki nehrin birleştiği yerde Punaka Dzong (tapınak) inşa edilmiş. Nehirlerin eril ve dişi olarak birleştiğine inanıyorlar. Tapınakların duvarlarında yılbaşı çamı süslerine benzeyen toplar bilgiyi temsil ediyor.
11 yaşındaki çocuklar bile şakır şakır İngilizce konuşuyor. Billboardlarda İngilizce bildiriler var. Çiftlere dans yarışmasından, oy verip geleceğinizi belirleyin, kadınlar oy verin ilanlarına kadar herşey İngilizce.
Çocuk doğduğunda anne üç gün boyunca aile haricinde kimseyle görüştürülmüyor. Ancak ev tütsülendikden sonra misafirler kabul ediliyor. Gelenler giysi, mısır, pirinç ve un hediye getiriyorlar. Astrolog rahipler bebeğin ismini söylüyor ve uğurlu günlerini bildiriyor. Bebeğin ilk ismi doğduğu gün (Salı, Çarşamba vs.) ikincisi ise kutlu isimlerden biridir.
Hanımlar kirpikle kaşlarının arasına bir pirinç tanesi yapıştırıp dine uygun bir moda başlatmış. Çok eşle evlilik yaygın. Köylerde kadınlarda çok erkekle evlenebiliyor. Rehberin dediğine göre kapının önünde diğer erkeğin ayakkabısını gören koca eve girmiyor.
Çiftler evlenirken astrologlar düğün gününü belirliyor ve o kişinin doğru kişi olup olmadığını soruyor. Evlilik cüzdanı falan gibi birşey mevcut değil. Yöresel düğün kıyafeti giymiş çifti mutlu evliliği olan bir çift kapıda bekliyor. Zenginlik ve bereket sembolü olarak bir tas su ve süt ikram ediyorlar. Damat ve gelin birbirlerine pirinç şarabı ikram ediyor bu da paylaşmaya başladıkları anlamına geliyor. Evlenenlere tek sayıda beyaz fular hediye ediliyor.
Bebek cüzzamdan ölürse akbabalara yem ediliyor, başka sebeplerden dolayı ölürse nehre atılıyor. Bazı Butanlılar bu sebepten balık yemiyor. Ölümden sonra 21 gün boyunca beyaz dua bayrakları dalgalanıyor. Çocuk 2-8 yaş arasında ölürse rahibin dediği günde dediği tepeye çıkılıyor ve çocuk tepede geriliyor bir taşın üstüne ki akbabalar rahatça yesin. Vücut tamamen yenene kadar bekliyorlar o yüzden de çadır ve yiyecekle tırmanıyorlar tepeye. Bazen 2-3 gün sürüyor. Hava şartları kötüleşebiliyor. O zaman çocuğun kötü karması olduğuna inanılıyor. Kötü karması olan insandan sonra dokuz kişinin birden aynı köyden öleceğine inanıyorlar. Kalan kemikler toz haline getiriliyor. Bedenden hiçbir şey kalmasın diye özen gösteriyorlar.
9 yaşından büyük biri öldüğünde ise beden yakıldıkdan sonra kemikler taşla unufak ediliyor ve bu toz stupaya konup mağaralara bırakılıyor. Küller ise nehre dökülüyor. Ölünün ardından yedi gün boyunca kesintisiz dua okunuyor ki ruh yolunu bulabilsin. Vefatın ilk ve beşinci yıldönümünde gene dualar okunuyor ama sonrasında nasılsa başka bir vücutta şimdiye kadar doğmuştur diye okumayı bırakıyorlar. Okunmazsa ruhun gelip kendilerini rahatsız edeceğine inanıyorlar.
Ülkeye günde topu topu iki uçak iniyor. THY’dan 8 uçak aldıklarını söylüyor rehber. Zaten sokakdaki insanda GS, FB diyor, İstanbul dediğimizde. Trafik gene ters burada. Yollar daracık virajlı dağ yolları. Otobüs geçemediğinden minibüslerle dolaşıyoruz. Butan’da sigara içmek her ne kadar yasak olsak da sık sık deliniyor bu yasak. İlk kez yakalanana 500 rupie ceza ardındanda hapis geliyor. Parayla tahliye falanda yok. Halk bettle denen bir yaprağı çiğniyor onun yerine, aynı Hindistan’daki gibi. Kafa yapıyor diyor rehber.
Metal eşyası yani arabası makinası olan 17 Eylülde festivale gidip tanrılara dua ediyor, rahipler rengarenk kıyafetlerinde biteviye bir müzik eşliğinde dua ederken. Arabalar balonlarla çiçeklerle süsleniyor. Tanrı figürleri kutsanıyor ertesi gün nehre atılıyor ki bir sene boyunca metal eşyalar güvencede olsun, kazasız belasız bir seneyi daha atlatsın. Çoluk çocuk kadın erkek bayramlıklarını giymiş, yaşlılar ellerinde dua silindirleriyle festivale geliyor. Rahipler kendilerine ayrılan locadan seyrediyor festivali. Sahnenin yanında ise yüksekçe bir yerde deneyimli rahipler dua davullarını ve zillerini çalıyor.
Darji adlı bir Butan’lıyla sohbet ediyorum festival çıkışında. Alman ve Amerikalı işadamlarıyla beraber. Yatırımların ekolojik dengeyi bozmayacak şekilde yapılması için danışmanlık yapıyor.
Butan gazetesinde İngiltereden gelen bir danışmanlık grubunun Butan’lı politikacılara iki günlük demokrasi semineri verdiğini yazıyor. Bu seminerin amacı politikacılara görevlerini ve sorumluluklarını, parlamentonun komisyonların ne işe yaraması gerektiğini ve kuvvetler ayrılığı ilkesini anlatmak. Butan 2.5 sene önce demokrasiye geçmiş ve dediklerine göre koruyucu putları sayesinde işler iyi gidiyor. Bir diğer haber Doğu Butan’da 2005’den beri çalışmayan dializ makinasının sonunda tamir edildiği. Sonuncu ilginç haberse tacize karşı çocuk koruma ünitesinin devlet adına hizmet vermesi.
Sokaklardaki başıboş köpekleri getirene bir dolar ödüyor devlet ve bu köpekleri hadım ediyor. Damlarda uzaklardan kırmızı lekeler gözüküyor. Bunlar kurumak üzere bırakılmış chili biberi olduğunu görüyorum. Butan yemekleri oldukça acılı. Mantıya benzer momoları ise damak tadıma uygun. Tezgahlarda iplere dizilmiş yak peynirleri satılıyor. Süte batırıp kurusun diye asıyorlar. Kırmızı pirinç ve 400 çeşit mantar yetişiyor bu topraklarda. Tabii ki Japonların hayran kaldığı Shiitake mantarıda buralarda büyüyor.
Buralarda 8 ay yağmur yağıyor. Yollarda doğal olarak mariuana çıkmış. Çiftçiler yapraklarını ezip pirinçle karıştırıp domuzlara veriyor ki böğürüp durmasınlar.
Bu ülkelerde zaman, dua davulları çalıp, flütler üfleyip, mantralar tekrarlayıp, şakralara eller koyup, tütsüler, yak mumları yakıp, çanlar çalıp, tereyağlı çay içip, pirinçler alınlara yapıştırılarak geçiyor. Belki de ben öyle sanıyorum.
1 Aralık 2010 Çarşamba
Dünya Sandığımızdan Daha Fazla ‘Global’
Michigan’daki uluslararası JP Morgan Chase Bankasında yabancı şirketler-mali tahlil bölümünde çalışırken arkadaşlarım Katolik Polonyalı Dorota, Ateist Çinli Xin, Şinto Japon Sachie, Müslüman Pakistanlı Hassan ve zenci Tanzanyalı Adila, Hindu Hintli Latha, zenci Hristiyan Jamaikalı Yolanda, Yahudi Ukraynalı Svetlana ve zenci Presbiteryan Amerikalı Anita’ydı. Hepimiz gelenek ve göreneklerimizi bakış açılarımızı paylaşırdık. Yeni gelen iş arkadaşımıza kendimizi tanıtırken, Anita beni de Avrupa’lı sayın derdi.
Gene aynı bankada bir yabancı şirketin mali tahlilini yaparken müşteri ziyaretine gittim, pazarlamacımla. Görüştüğüm CEO, CFO ve üretim müdürü Fransız, İngiliz ve İtalyan’dı.
Arkadaşım Mete bir Alman şirketi olan Siemens için ABD’yi temsil etmeye Meksika’ya iş ziyaretine gidip Alman, Türk, Bangladeşli, Meksikali, Filipinli ve Ukraynalı iş arkadaşlarıyla buluştu.
Polonyalı iş arkadaşım Detroit’de JP Morgan’da çalışırken hergün evine Detroit’in karşı kıyısı olan Windsor, Kanada’ya gidiyordu. Kendi Amerikan, kocası Kanada vatandaşıydi. Vergi beyannamesi doldurma zamani geldiği zaman başı ağrırdı.
Carlos Ghosn Fransız bir işadamı. Fransız Renault ve Japon Nissan’ın CEO’su. Brezilya’da Lübnanli bir anne babadan doğmuş. 6 yaşında Beyrut’a taşınmış. Cizvit okulunda ortaokulu bitirip, Paris’den mühendislik derecesini almış. Hem Fransız hem de Lübnan vatandaşı. Michigan’da Ekonomi Klübünün toplantısında konuşurken bir üniversite öğrencisi ‘okulda eğitimin yanında neye önem vermemizi tavsiye edersiniz’ diye sordu. Ghosn ‘okulda bir çok yabancı ülkeden arkadaşınız vardır, kültürlerini öğrenin çünkü artık global bir dünyada yaşıyoruz’ dedi.
Peter Ustinov, Emmy, Academy ve Altın Küre ödüllü İngiliz aktör ve yazar. Ataları Fransız, İtalyan, İsviçreli, Rus ve Etiyopyalı.
Dünyaca ünlü Yunanlı soprano Maria Callas “konuşmayı İngiltere’de, düşünmeyi New York’da, giyinmeyi ise Paris’de öğrendim” dedi.
Türkiye doğumlu Yunanlı iş adamı Aristotle Onassis ise Türkiye’den, önce Arjantin’e gidip çalıştı, sonra da Yunanistan’a yerleşti.
Türk insanının mutlaka yurtdışında yaşayan bir akrabası yada tanıdığı var. Benim de bir amcam Alman, diğeri ise Amerikan vatandaşıydı.
Çin, Afrika’daki Angola’ya insan haklarını düzeltme şartı koymadan 2 milyar dolar kredi verip karşılığında petrol alıyor. Angola’nın ekonomisi gün geçtikçe güçleniyor. Çin, bir zamanlarda Kamboçya’daki Khmer Rouge gerillalarına silah sattı. 2 milyon insan Kamboçya’da gerillalarca öldürüldü. Bugünse, Kamboçyalı çocuklar ticaret olasılıkları yüzünden Çince öğreniyor.
Hintliler araba alımından evlilik tarihine kadar her işlerini astrologlara danışmadan yapmazlar. Yıldızların ne zaman doğru yerde olduklarını öğrenirler ki işleri rast gitsin. Bu yüzden de yılın sadece belli aylarında düğün olur. Hint düğünlerine o kadar çok kişi davet edilir ki kimileri düğünlerini stadyumda yapmak zorunda kalır. Hal böyle olunca dünyada altın fiyatları da belli zamanlarda artıyor. Hindistan nüfusunun 1.2 milyar olduğu düşünülürse düğüncülerin altın alıp piyasadaki talebi yükseltmeleri olağandır.
Gröland’da insanlar Japonlar gibi çiğ balık yiyorlar. Kanada’dan yüzerek gelen balıklarsa bol miktarda merküri taşıyorlar. Bu da Gröland’lılara sakat doğan bebekler olarak geri dönüyor.
Nerden nereye nasıl etkileniyoruz, size günlük hayattan ufak global örnekler.
26 Kasım 2010 Cuma
4 Aralık C.tesi Robert College Bizimtepe- Kültürel Farklılıklar Seminerim
ROBERT KOLEJ MEZUNLAR DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU
KÜLTÜREL FARKLILIKLAR WORKSHOP
DİN’LER
SUNAN Mehpare Sözener B.Ü. 1988-Wayne State Univ. MBA 2000
TARİH 04 Aralık 2010 Cumartesi
SAAT 13:00 - 16:00
YER Bizim Tepe Orta Kat
KATILIM BEDELİ 45TL
LCV Katılmak isteyenler lütfen 30 Kasım 2010
Tarihine kadar bizi arasınlar
Hacer Keskin hkaraca@rkmd.org.tr
Bizim Tepe 0212 287 0078
SAYGILARIMIZLA,
23 Kasım 2010 Salı
KÜLTÜREL FARKLILIKLAR WORKSHOPLARI
Konuşmacı-Mehpare Sözener
AMAÇ ve İÇERİK: Global bir dünyada yaşamaktayız. Çin’in soya fasulyesine olan talebi Brezilya’daki çiftçilerin yağmur ormanlarını yakıp tarla açmasına sebep oluyor ve tüm dünya bundan etkileniyor. Japon ve Amerikan firmalarının, önündeki araba yavaşladığın da kendi kendine fren yapabilen arabaların üstünde çalışması Hindistan’da yıllardır otobüs ve trenlerin üstünde ayakta hiçbir şeye tutunmadan giden yolcuların umurunda mı? Araba firmaları ürünlerini tüm dünyada sattığına göre farklı ülkelerin taşıtları ne şartlarda kullandığını bilmek zorunda.
Her ülke, her kültür farklı. Farklılıklarımızı anlayamadığımız sürece birbirimizi yargılamak, farklı piyasaları anlayamayıp etkin çalışamamak çok doğal. Oysa hepimizin farklı olduğunu kabul edip yola çıkarsak ortak paydada buluşmak daha kolay. Bu workshop’la temel amacım neden bir diğer ülke vatandaşından farklı olduğumuzu ve sosyal, ekonomik, tarihsel ve de politik yanlarımız farklı olduğundan, aynı konuda aynı şekilde düşünmemizi de beklemenin doğru olmadığını anlatmak… Farklı ülkelerin çarpıcı özelliklerini paylaşacağım. Böylelikle de katılımcıların hem global dünya gereksinimlerinin farkında olmasına yardımcı olmak, hem de her alanda kendinden farklı olanı korkusuzca kabul etmesini sağlamak amacım.
HAZIRLANIŞ ŞEKLİ: Farklı kültürler tanımak amacıyla seyahat etmek en büyük tutkum. Kırkdan fazla ülkeyi gezerken Türkiye’den farklı gördüğüm şeylerin notlarını aldım. Amerika’da 13 sene yaşayıp farklı bankalarda bir çok ülkeden insanla çalıştım. Hem çeşitli ülke vatandaşları ile hem de yurtdışında yaşamış Amerikalılarla hem kendi ülkeleri hakkında, hem de diğer ülke farklılıkları hakkında görüşmeler yaptım. Günlük hayatımda kültürel farklılıkları gözlemleme imkanına sahip oldum. Konu hakkındaki Amerika’daki ders kitaplarını inceledim. Pervez Müşerref’den Ingrid Bergman’a okuduğum yabancı kişilerin biografilerinden alıntılar yaptım. Power point presentasyonumun tamamı farklı ülkelerin resimlerini kapsadığından oldukça görsel.
BİOGRAFİ: 1967 Kandıra’da doğdum. Işık Lisesi 1983, Boğaziçi Üniversitesi 1988, Wayne State University –MBA 2000 mezunuyum. Türkiye’de T.Emlak Bankasında para piyasalarında dealer, Marmara Bankasında aynı bölümde müdür yardımcısı, Tourama Tourism’de finans ve pazarlama koordinatörü olarak çalıştım. 1996’da Michigan’a yerleştim. JP Morgan Chase ve Fifth Third Bankalarında ticari kredilerde mali tahlil uzmanı olarak kariyerime devam ettim. Royal Bank of Scotland’ın Michigan bölümünde müdür (assistant vice president) olarak çalıştım. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği için Armutlu’da ilkokul çocuklarına ders verdim, şu anda da gene aynı dernek için üniversite öğrencilerine İngilizce dersi veriyorum. Michigan’daki Türk Derneğinin çatısı altında Hindistan’la ilgili bir eğitim semineri verdim. Aynı dernek için Çocuk kulübünü kurup iki sene başkanlığını yapıp ders verdim. Michigan Türk Derneğinin dergisinin 2 sene editörlüğünü yaptım. ABD’deki Dünyada Barış adlı vakfın çalışmalarında gönüllü olarak liderlik yaptım ve en başarışı gönüllü ödülünü aldım. 2009-2010 yılları arasında Kültürel Farklılıklar Workshop’unu Fındıklı Kafika’da gerçekleştiriyorum.
27 Ekim 2010 Çarşamba
Neden sıradışı ülkelere gidiyorum?
40 küsur ülke gezdim. Son yıllarda hep sıradışı, az gidilen yerleri seçtim. Arkadaşlarım soruyor neden diye? Hakikaten neden?
Ben öyle yat bir kumsalda ye, iç, semir tatillerini sevmem. Ruhum sıkılır böyle yerlerde. Bir gün diğerinin tıpatıp aynısı... Kıpırtı olması lazım kalbimde, tatilde olduğumu anlayabilmem için. Etrafımda gördüğüm şeyler, mimariden doğaya insandan kıyafetine beynime stimulus yollamalı. Hem zaten insanlar neye inanırlar, günleri nasıl geçer merak da ederim. Çocukken tek kanallı siyah beyaz tv'mizde bir çocuk dizisi vardı. Her hafta başka bir ülkenin çocuklarını, günlerinin nasıl geçtiğini, oyunlarını, ülkelerini tanıtırdı. Çok isterdim her hafta başka bir ülkede o çocuklarla beraber olmayı. Her ne kadar gittiğim ülkellerde çocuklarla oynamasam da dünyayı görme hayalimi gerçekleştirmeyi başarabilen şanslı insanlardanım.
Haftaya Etiyopya'ya gidiyorum. Soruyorlar ne varmış orda? Hiçbir fikrim yok. Eyfel'i yok, Empire State Building'i yok, Buckingham Sarayı yok. Bu kadarını biliyorum! Ne olduğunu bilmediğim için ama aynı zamanda öğrenmek istediğim için gidiyorum zaten. Çok gelişmiş ülkeler hayal kırıklığı oldu benim için. 'Evet burayı çok iyi biliyorum, uzakdan bile Eyfel olduğunu bildim' dediğimde heyecan olmuyor ki. 'Yüzlerce kez Eyfel'i filmlerde, tv'de gördüm, tamam şimdi bir kere daha görüyorum' diye hissediyorum ben. Oysa Etiyopya'da kabileleri göreceğiz. Daha önce hiç kabile görmedim. Siz gördünüz mü? Nasıl evlerde otururlar, ne giyip, ne yiyip içerler bir fikrim yok. Ama öğreneceğim ve sizlerle paylaşacağım.
Çoğumuzun Avrupalı ya da Amerikalı bir arkadaşı vardır. Kimini iş dolayısıyla, kimini seyahat vesilesiyle tanırız. Ama kaçımız Butan'li biriyle tanışabilir, o sıradışı ülkeye gitmeden. Butan'lı arkadaşım Darji, yabancı yatırımların eco-friendly olması için ülkesinde danışman olarak çalışıyor. Butan'da böyle bir işin olduğunu bilmek bile heyecan verici benim için.
Sıradışı ülkeler bazen önyargılarımızın azalmasını sağlar bazen de ne kadar önyargılı olduğumuzu anlamaya. Ben dünya görüşüm geniş diye övünürdüm, özellikle de 13 sene yaşadığım Michigan'daki Amerikalılarla kendimi karşılaştırdığımda. Kazın ayağı öyle değilmiş. Ben de en az onlar kadar önyargılıymışım. Hindistan'da sokaklara işeyen insanları, otu boku yiyen caddelerde dolaşan inekleri gördükten, yakılan ölü kokusunu içime çektikden sonra, Nepal'de rehber benim uyuşturucu bağımlısı diye etiketleyeceğim adama kutsal adam diye para verince, rehberi orda tapınağın duvarına çalasım geldi. Demek ki neymiş? Ben de önyargılıymışım, başkalarının inançlarına saygı duymayı, geniş bir dünya görüşüne sahip olmayı öğrenememişim. İnanın hala üstünde çalışıyorum.
Son bir senedir Kültürel Farklılıklar diye seminer-workshop arası bir etkinlik düzenliyorum. Hem öğrendiklerimi hatırlamak hem de ilgilenenlerle paylaşmak için... Yolunuz düşerse beklerim.
Anlatılana göre bir Tibetli rahip Amerikalıya aya gittiğinize inanmıyoruz ama gittiniz, sizde bizim bir ömür boyu aydınlandığımıza inanmıyorsunuz ama aydınlanıyoruz demiş. Görmeden deneyimlemeden bilemeyiz bazı şeyleri.
Evliya Çelebi usulü seyahatiniz ve dünya görüşünüz bol olsun.
Ben öyle yat bir kumsalda ye, iç, semir tatillerini sevmem. Ruhum sıkılır böyle yerlerde. Bir gün diğerinin tıpatıp aynısı... Kıpırtı olması lazım kalbimde, tatilde olduğumu anlayabilmem için. Etrafımda gördüğüm şeyler, mimariden doğaya insandan kıyafetine beynime stimulus yollamalı. Hem zaten insanlar neye inanırlar, günleri nasıl geçer merak da ederim. Çocukken tek kanallı siyah beyaz tv'mizde bir çocuk dizisi vardı. Her hafta başka bir ülkenin çocuklarını, günlerinin nasıl geçtiğini, oyunlarını, ülkelerini tanıtırdı. Çok isterdim her hafta başka bir ülkede o çocuklarla beraber olmayı. Her ne kadar gittiğim ülkellerde çocuklarla oynamasam da dünyayı görme hayalimi gerçekleştirmeyi başarabilen şanslı insanlardanım.
Haftaya Etiyopya'ya gidiyorum. Soruyorlar ne varmış orda? Hiçbir fikrim yok. Eyfel'i yok, Empire State Building'i yok, Buckingham Sarayı yok. Bu kadarını biliyorum! Ne olduğunu bilmediğim için ama aynı zamanda öğrenmek istediğim için gidiyorum zaten. Çok gelişmiş ülkeler hayal kırıklığı oldu benim için. 'Evet burayı çok iyi biliyorum, uzakdan bile Eyfel olduğunu bildim' dediğimde heyecan olmuyor ki. 'Yüzlerce kez Eyfel'i filmlerde, tv'de gördüm, tamam şimdi bir kere daha görüyorum' diye hissediyorum ben. Oysa Etiyopya'da kabileleri göreceğiz. Daha önce hiç kabile görmedim. Siz gördünüz mü? Nasıl evlerde otururlar, ne giyip, ne yiyip içerler bir fikrim yok. Ama öğreneceğim ve sizlerle paylaşacağım.
Çoğumuzun Avrupalı ya da Amerikalı bir arkadaşı vardır. Kimini iş dolayısıyla, kimini seyahat vesilesiyle tanırız. Ama kaçımız Butan'li biriyle tanışabilir, o sıradışı ülkeye gitmeden. Butan'lı arkadaşım Darji, yabancı yatırımların eco-friendly olması için ülkesinde danışman olarak çalışıyor. Butan'da böyle bir işin olduğunu bilmek bile heyecan verici benim için.
Sıradışı ülkeler bazen önyargılarımızın azalmasını sağlar bazen de ne kadar önyargılı olduğumuzu anlamaya. Ben dünya görüşüm geniş diye övünürdüm, özellikle de 13 sene yaşadığım Michigan'daki Amerikalılarla kendimi karşılaştırdığımda. Kazın ayağı öyle değilmiş. Ben de en az onlar kadar önyargılıymışım. Hindistan'da sokaklara işeyen insanları, otu boku yiyen caddelerde dolaşan inekleri gördükten, yakılan ölü kokusunu içime çektikden sonra, Nepal'de rehber benim uyuşturucu bağımlısı diye etiketleyeceğim adama kutsal adam diye para verince, rehberi orda tapınağın duvarına çalasım geldi. Demek ki neymiş? Ben de önyargılıymışım, başkalarının inançlarına saygı duymayı, geniş bir dünya görüşüne sahip olmayı öğrenememişim. İnanın hala üstünde çalışıyorum.
Son bir senedir Kültürel Farklılıklar diye seminer-workshop arası bir etkinlik düzenliyorum. Hem öğrendiklerimi hatırlamak hem de ilgilenenlerle paylaşmak için... Yolunuz düşerse beklerim.
Anlatılana göre bir Tibetli rahip Amerikalıya aya gittiğinize inanmıyoruz ama gittiniz, sizde bizim bir ömür boyu aydınlandığımıza inanmıyorsunuz ama aydınlanıyoruz demiş. Görmeden deneyimlemeden bilemeyiz bazı şeyleri.
Evliya Çelebi usulü seyahatiniz ve dünya görüşünüz bol olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)