Çin Guilin'de Miao Halkı kıyafetleriyle

28 Mart 2012 Çarşamba

Büyükadada bir Viyanalı

Hazır hava ısınmışken adalara gitmeli. Her dilden her ırkdan insan var bu vapurda. Sarışın  bir turistin yanına oturuyorum, kadın sıcak bir gülümseme ile Türkçe ‘merhaba’ diyor. Nerelisin diyorum, İngilizce, Viyanalı diyor Türkçe. Başlıyor Türkçe anlatmaya, iş için gelmiş. Bir ilaç şirketinde çalışıyor. ‘Çırağan’da dün gece 40 Türk doktora bir gece düzenledim. Sabah ikiye kadar gitmediler, sabahda ezanla uyandım, 4 saat uykuylayım, kocam eve dönünce uyursun adalara git dedi’, diyor. Gece için Viyana’daki Türk arkadaşının yardımıyla Türkçe açılış konuşması hazırlamış. ‘Alkışladılar, hatta bazıları ağladılar’ diye anlatıyor.

‘Türk arkadaşımın yolladığı sms’de anlamadığım 2 cümle var, yardım etsene’ diye rica ediyor. Birinci ‘iyi dolaşmalar’, tercüme etmesi kolay. İkinci ‘gözün aydın’. Hadi bakalım tercüme edin, kolaysa. ‘Göz ne demek biliyorum ama cümleyi anlayamadım’ diyor.

‘Geçen gün menüde görüp tavuk istedim, puding geldi. Tavuk gibi gıdakladım, ben tavuk istedim diye. Meğer tavuk göğsü tatlıymış.’

‘Ayran çok seviyorum, burda her sabah içiyorum. Fayton turu yapalım beraber. Fayton VW’nin büyük tür bir araba markası ama pek beğenilmedi, Avusturya’da. Sahlep mi, kimse bugüne kadar bana ondan bahsetmedi. Alıp kocama yapayım.’ 

Evi Viyana’daki Türk büyükelçiliğine çok yakınmış. Büyükelçi onu Davutoğlu’nun Viyana ziyareti için elçiliğe davet etmiş. ‘Davutoğlu, Avusturyalı hanımlarla Almanca konuşmak istiyormuş.’

Viyana’daki Türk arkadaşı Avusturyalı olmayıp Avusturya’da iş hayatında en başarılı olan kadın ödülünü almış. ‘Viyana’ya gel, gezdireyim, sen bana çok güzel İstanbul hikayeleri anlattın’ diyor. Eh artık yapmalı bir plan.

 Ayrılıyoruz güzel bir günün ardından. Ertesi sabah Türkçe bir sms; ‘canım arkadaşım havaalanındayım dönüyorum, bekliyorum, öptüm’. Ertesi gün Türkçe bir e-mail, ‘sahlebi yaptım kocam çok beğendi’. İki gün sonra Türkçe bir sms, ‘Bulgaristan’a gidiyorsundur, iyi yolculuklar, bende Düsseldorf’a gidiyorum.’ Bu kadar ilgilisini görmedim. Haftaya gelecek olan Fransız arkadaşıma da birkaç cümle Türkçe öğretmek farz oldu artık.

31 Mart Ctesi Yeni Seminer (Konu: Güney Afrika)

Merhabalar
Bu  cumartesi (31 Mart) Kafika'da kültürel farklılıklar workshop’umda konumuz Güney Afrika

  • Siyahların yaşadıkları mahallelerde hamam ve okulların önünde her türlü soyguna karşı güvenlik bulunduğunu,
  • Siyah Hristiyan erkeklerin 18 yaşında sünnet olduğunu,
  • Anne balinaların bebeklerini bırakıp Antartika’ya yüzemedikleri için bu kıyılarda kilo verdiğini
Biliyor muydunuz?

Salon kirası gene yediğiniz içtiginiz hariç 20 TL.

Saat: akşam 8:00

Mekan : Kafika


Taksim Garanti bankasından inen Kazancı yokuşunda, yada Fındıklıdan gelenler için Fındıklı yokuşunda bir yer. Yokuş 3 yol ayrımına geldiğinde (Sıraselviler, cihangir ve fındıklı) soldaki yolda kalan portakal ışıklı yer. Web sitesinden de adresine bakabilirsiniz.

Dostcakalın

Mehpare








20 Şubat 2012 Pazartesi

25 şubat Ctesi Fındıklı Kafika'da yeni seminer


Merhabalar
2 senedir vermekte olduğum Kültürel Farklılıklar seminerimin bir yenisi bu Ctesi Fındıklı Kafika'da. Konu farklı ülkelerdeki cenaze gelenekleri, batıl inançlar ve semboller. Görüşmek üzere...
  
  • Türkiye’de küfür anlamına gelen başparmağı 2 parmağın arasına sokularak yapılan hareketin Latin Amerika’da nazara karşı kullanıldığını,
  • Tuva Özerk Cumhuriyetinde masadaki kırıntıyı elle toplarlarsa paralarinın azalacağına inandıklarını,
  • Santorini’de günahkarların eşek olarak yeniden dünyaya geldiğine inanıldığını, o yüzden de eşeklere iyi davranıldığını,
  • Vietnam’da gömülen ölüyü 3 sene sonra çıkarıp kemiklerini temizleyip bir kaba konduğunu
Biliyor muydunuz?

 Salon kirası gene yediğiniz içtiginiz hariç 20 TL.
25 şubat ctesi
Saat: akşam 8:00
Mekan : Kafika

Taksim Garanti bankasından inen Kazancı yokuşunda, yada Fındıklıdan gelenler için Fındıklı yokuşunda bir yer. Yokuş 3 yol ayrımına geldiğinde (Sıraselviler, cihangir ve fındıklı) soldaki yolda kalan portakal ışıklı yer. Web sitesinden de adresine bakabilirsiniz.
Dostcakalın

17 Ocak 2012 Salı

Bugüne kadar en çok beğendiğiniz ülke hangisi ve neden?

Benim için tek cevabı yok. Kültürel farklılık açısından Etiyopya, dağlar açısından Peru, deniz ve adaların güzelliği açısından Bora Bora, yaşam ve tarihin içiçeliği açısından İtalya. Ya sizce?

15 Ocak 2012 Pazar

21 Ocak Kültürel Farklılıklar Semineri

Bu cumartesi (21Ocak) konumuz aile, çocuklar ve düğün gelenekleri
 
  • Nepal’de kadınların eşlerine ‘tanrım’ dediklerini ,
  • Hindistan’da kız bebeklerini doğru dürüst beslemeyip ölüme terk ettiklerini,
  • Pakistan’da kadının boşanabilmesi için kaçırılması gerektiğini
Biliyor muydunuz?
Salon kirası gene yediğiniz içtiginiz hariç 20 TL.
Saat: akşam 8:00
Mekan : Kafika
Isteyenlerle Kafika'da saat 6'da buluşup yemek yiyip sohbet edebiliriz.
Taksim Garanti bankasından inen Kazancı yokuşunda, yada Fındıklıdan gelenler için Fındıklı yokuşunda bir yer. Yokuş 3 yol ayrımına geldiğinde (Sıraselviler, cihangir ve fındıklı) soldaki yolda kalan portakalışıklı yer. Web sitesinden de adresine bakabilirsiniz.
Dostcakalın
 

3 Ocak 2012 Salı

2011 MUHASEBESİ

Sene sonunda hiç kendi kendinizle baş başa kalır muhasebe yapar mısınız? Ben yaparım. Biten seneyi gözden geçirir, beni mutlu eden şeyleri düşünürüm. Mutsuz edenleri hatırlamaya hiç gerek yok nasılsa.
İ

1 MUHASEBES'Okuduğum en güzel kitap- Yılda 10 milyon dolar kazanan Amerikalı televizyoncu Barbara Walters’ın hayatını anlatan Audition. Kaşıkçı, şu ünlü yatı Nebile’de sürekli bir Hintli guru tutarmış, misafirleri için. Ne düşünceli evsahibi değil mi? Aslında pek değil. Amacı misafirlerinin yani iş adamlarının guruyla iş sırlarını paylaşma umuduymuş.

En güzel tatil- Liseden arkadaşım Hülya ve ailesinin İznik’de bir çiftliği var. Bir hafta sonu beraber gittik. Konteyner’dan yapılma her detayı düşünülmüş evin kış bahçesi sayılabilecek her yanı cam kısmındaki çekyatta kalıyorum. Sabah uyanıyorum. Meyva ağaçları sisler arasında, güneş doğmak üzere. Öyle spiritual bir atmosfer var ki, becerebilsem meditasyon yapıcağım. Eh bari en azından gülümseyeyim yeni doğan güne. İki kangal bana dostça yaklaşıyor gün boyunca, havlamadan sevdiriyorlar kendilerini, köylüler yanına yaklaşamazken...

Gördüğüm en güzel yer- Endülüs, İspanya. Sonunda Istanbul’dan daha etkileyici bir yer gördüm dedim kendi kendime ta ki İstanbul’a İspanya çöl sıcağından dönüp Üsküdar vapuruna binene kadar. Boğazın ortasında yok valla burdan güzeli yok, şehrin ortasından deniz geçiyor, daha ne olabilir dedim kendi kendime.


Tanıştığım en ilginç insan- Aslında iki kişi. Fransız sanat tarihi hocası Isabel bana Lozan’da verdiği derslerin slide’larını gösterip bir dönem Osmanlı olmanın Avrupa’da nasıl moda olduğunu anlattı. Çin’de yapılan porselenlerin üstüne Osmanlı kıyafetli insanların resmedildiğini, Maria Antoinette’in sarayında bir odanın duvar kağıtlarının Osmanlı kıyafetli insan desenleriyle kaplı olduğunu biliyor muydunuz?
 
Diğeri ise Türk vatandaşlığını alan bir Alman. Türkiyede büyümüş. Anne babası Alman lisesinde hocaymış. Hiç aksansız Türkçe konuşuyor. Ağbisi aradığında telefonda aralarında Türkçe konuşuyorlar. Almanya'da bir Almanla evli. Kocası Türkçe bilmiyor. Oğlu evde Allahuekber diye dolaşıyormuş.  Bir tez hazırlıyor. Eskilerde aileler çocuklarını okumaya Avrupa'ya gönderirdi, dünyada yönetim stili Avrupaiydi, şimdi ise ABD'ye gönderiyorlar. Neler değişti onu araştırıyor.

En güzel film- Dedemin İnsanları hem bir çocuğun hissettiklerini çok güzel vermiş, hem de hem yabancı bir ülkede hem de kendi ülkesinde kabul edilememenin acısını derinden anlatmış. Belki de bir anlamda kendime yakın buldum bu fimi. 1988’de ilk defa Amerika’ya gittiğimde bir Türk hanım üniversitede okuyan kızı için şöyle demişti, biz onu Türk geleneklerine göre yetiştirmeye çalıştık. Amerika’da arkadaşları onu hep yabancı gördü. Türkiye’ye gittiğinde ise ordaki Türk çocuklar onu hem Amerikalı gördü. Hiç bir ülkenin çocuğu olamadı.


Filmi seyrederken onu hatırladım. İki kültür arasına sıkışmak çok zor bir şey gerçekten. Aileler bulundukları ülkeye göre çocuklarını yetiştirse bu sefer de hem mahalle baskısı hissedecek hem de kendi kültürlerine ihanet ettiklerini düşünüp vicdan azabı çekecek.


En güzel anı- Amerikalı iş arkadaşım Amy ve Hırvat kocası Tom bir hafta bana kalmaya geldiler. Kafaca çok iyi anlaştık. Amy bir Amerikalı olarak başta şahsi mesafeye önem verirken sonunda hergün sarılır olduk. Tom tuvalete gidiyorum deyip yemek parasını ödüyordu, onların geleneklerinde de varmış meğer. Ayrılırken İstanbul’a neden geldiğini anladık, burası çok güzel diyerek ayrıldılar. Sabah Tom börek istiyordu, Hırvatistan’dan biliyormuş. Vejeteryan Amy, Hırvatistan’ın bir köyünde yaşayan ve hiç İngilizce bilmeyen Tom’un ailesiyle ilk tanışmaya gittiğinde aile Amy’e jest olsun diye bir domuz kesivermiş gözlerinin önünde. Tom wikipedia araştırmaları sonucunda Hırvatistan- Osmanlı arasında geçen en önemli savaşı bulup gösterdi. Tarihe meraklı olan ben bile hiç duymamışım savaşı. Zavallı Tom, siz o kadar çok savaşmışınız ki bizim en önemli savaşımızı bilmiyorsunuz dedi. Devşirme sistemini negatif yönden değil de Hristiyanların çocuklarının vezir olması arzusuyla çocuklarını canı gönülden verdikleri bir sistem olarak anlattı. Ve de Muhteşem Yüzyıl’ı çok sevdiler. İster inanın ister inanmayın.

En büyük başarım- Düzenli yogaya gidiyorum, az şey mi?

Bir yıl daha geçti eğrisiyle doğrusuyla.

26 Aralık 2011 Pazartesi

PROSEDÜR BÖYLE

Berlin biletimi alırken frequent flyer mil numaramı girdim, uçarken girilmiş mi diye gene kontrol ettim, girilmiş. Amma ve de lakin, millerim işlenmedi. Sebep ismim kayıtlarda bulunamamış. Haydaaa. Yaşar ne yaşar ne yaşamaz mıyım ben? Aradım havayolu şirketini. Doğumtarihi ve kimlik numaramı söyledim, tamam tutuyor. Siz kimliğinizi fakslayın sizin siz olduğunuzu anlayalım, telefonda sizin siz olduğunuzu nerden bilelim dediler. Saçmalamayın, şimdi kimlik no ve doğum tarihimi sordunuz ya dedim. Biletimi alırken göbek adımı kaydetmemişim, ismimle almışım, o yüzdenmiş bu tantana. ‘Prosedür böyle’ dedi, hizmet etmeye yanaşmayan müşteri hizmetleri. Yetkilinizle görüşeyim dedim, saf bir Amerikalı gibi, ne de olsa 13 sene orda yaşadım. Yetkili ne dese beğenirsiniz, ‘prosedür böyle’ dedi. ‘Beyefendi, ben başkasıysam Berlin’e siz beni nasıl uçurdunuz, uçarken pasaport kontrolü yaptınız’ dedim. ‘Prosedür böyle’ diye teybe bağlanmış beyin cevap verdi. Beyefendi kaç tane Mehpare tanıdınız hayatınızda, adım Fatma olsa hadi, yaptığınız bürokrasi, başka bir şey değil dedim. Teyp tekrarladı, ‘anlıyorum ama prosedür böyle’. ‘Siz yetkili değil miydiniz, en iyisi bana sizin de yetkilinizin telefonunu verin’. Yetkilinin yetkilisi bana açıklama yapıyor, ‘insanlar başkalarının mil numaralarını kullanarak uçuyorlar. Haklıdır, ama ben Ankaraya uçmadım ki, pasaport kontolü geçerek Berlin’e uçtum, ayrıca kimlik numaramı, doğum tarihimi doğru söylemem yetmiyorsa, yani bütün bunları bir yerlerden çakma sağlayıp birilerine mil sağlamak için başarılı olup uçabildiysem-yani teori buysa- o kişinin kimliğini mi fakslayamayacağım. Sayın yetkili bir de bütün dünya da sizinleyiz, uluslararası bir havayoluyuz diyorsunuz bu nasıl iş diyorum. ‘Prosedür böyle efendim’ diyor.


Sağlık sigortamın geçerli olmadığı bir doktora gidip ufak bir müdahele yaptırıyorum. 600TL ödüyorum. Fatura almayı o telaşla unutuyorum. Fatura diyorlar alıyorum, fotokopi olmaz, aslı gibidir kaşesi lazım diyorlar, hastane orjinal faturanın 2. orjinal nüshasını veriyor. Aslı gibidir kaşesi diyorum, hastane personeli bu orjinal kopya deyip reddediyor isteğimi. Bence de mantıklı. Şu meşhur sigorta şirketi (merak edenler email çeksin adını vereyim) olmaz diyor, aslı gibidir şart, prosedür böyle. Artık bıçak ve kemik durumundayım.


‘Lütfen bu email’ı genel müdürünüze yollayın. Bürokrasi üreten, elemanlarına insiyatif ve akıllarını kullanma yetkisi vermeyen bir şirketle çalışmak istemiyorum, isminize yakışmıyor. Biri bana orjinal faturanın 2.nüshasının neden geçerli olmadığını makul bir lisanda açıklasın,’ diye email attım. Araba, ev, sağlık, bireysel emeklilik, hepsi başka şirketlere yönlenecek artık. Başka şirketin bundan farkı olmayacak ama ben de protesto etmiş olmanın tatminini yaşayacağım. Bizler tüketici olarak bilinçlenmezsek bu ‘prosedürler’ hiç bitmeyecek.


Balzac’ın dediği gibi bürokrasi pigmeler tarafından yönetilen korkunç büyüklükte bir mekanizma!