Çin Guilin'de Miao Halkı kıyafetleriyle

21 Mart 2013 Perşembe

DİPTEN ZİRVEYE BİR HAYAT HİKAYESİ

Hindistan’da hala kast sistemi mevcut. Bu o kadar kanlarına işlemiş ki Amerika’ya taşındıkdan sonra bile kast sistemini devam ettiriyorlar. Farklı kastlardan insanlar birbirleriyle evlenmedikleri gibi aynı kasttan farklı eyaletten evlenenlere de hoş gözle bakmıyorlar. Hindistan’da bulunduğum günlerde farklı kasttan birbirini sevmiş iki genci köylüler öldürmüş ve diğer gençlere de örnek olsun diye köy meydanına asmıştı. Cesetler kuruyana kadar da indirmemişti.

Dalitlerin yani dokunulmazların diğer kastlardan insanlarla aynı yerde yemek yemesine izin verilmiyor. Lokantalarda onlara ayrı çatal bıçak ve bardak bulunuyor. Bulabildikleri işler tuvalet temizleme, hayvan derisi yüzme ve sokakları süpürmek. Köy kuyusunu kullanmalarına yasak. Toplu taşımada ayrı yerde oturmak zorundalar. Köy tapınağına girmeleri de yasak ve mezarlıkları ayrı.

Kalpana Saroj Mumbai’da bir köyde Dalit kastında doğmuş Hintli bir kadın. Kalpana çocukken daha üst kastlardan arkadaşlarını ziyarete gittiğinde arkadaşlarının aileleri onu evin dışında oturturmuş ki evleri düşük kasttan biriyle kirlenmesin. Amcası kızların ‘bir paket zehir’ olduğunu söyler dururmuş. O yüzden de 12 yaşında kendinden 10 yaş büyük birinden evlenme teklifi geldiğin de amca ailesini onu evlendirmeye ikna etmiş. 12 yaşında bir çocuk olarak ev işlerini layıkıyla yapamadığı için kocasının ailesinden düzenli dayak yemiş ve az yemek verilmiş. 6 ay sonra babası onu ziyaret ettiğinde durumuna acıyıp eve geri getirmiş. Bu sefer de boşanmış bir kadın olması yüzünden (sadece 12 yaşında olmasına rağmen) mahalleli onu evlilikden kaçtığı için hoş karşılamamış. Bunca acıya dayanamayan Kalpana intihara kalkmış ve komaya girmiş ama doktorlar onu kurtarmış. O da büyük bir şeyler başarmaya ant içmiş.

13 yaşında köyündeki biçki dikiş kursuna yazılmış.Bir fabrikada günde 2 rupi kazandığı iplik kesme işine başlamış. Öğle tatillerinde dikiş makinası kullanmayı öğrenmiş. Fabrika müdürü ondaki cevheri görüp ayda 215 rupi kazanacağı bir iş vermiş ve Kalpana hayatında ilk kez 100 rupilik banknot görmüş. Düzenli maaşı sayesinde evine bir dikiş makinası alıp terziliğe başlamış. Stilleri çok beğenilmiş. Günde 16 saat çalışıyormuş ve bugün de bu alışkanlığını devam ettiriyormuş. 11 kadınla beraber mikro kredi alıp 18 yaşında güzellik salonu ve butik açmış, mobilya dükkanı ardından gelmiş. Mütahitlik daha sonraları gelmiş. Başarı üstüne başarı elde ettiği bir gün, bir mühendislik şirketinin 100 kadar işçisi kapısına gelip patron şirketi borçlarıyla bize terk etti, gel şirketi sen yönet demiş. 2006’da şirketi iflasdan kurtarmış ve Rajiv Gandhi kadın girişimci ödülünü kazanmış. Şu anda şirket 100 milyon dolar değerinde. Her sabah yogasına da devam ediyormuş, bütün bu işlerinin yanısıra.

Kalpana Mumbai’a ilk ayak bastığında nereye gideceğini bile bilmezken bugün şehrin iki yoluna şirketinin adı verilmiş.

Ne demişler, azmin elinde birşey kurtulmaz...

18 Mart 2013 Pazartesi

MYANMAR'DA LOTUS DOKUMASI
Lotus sapını ikiye kırıp sapdan çıkan sümüksü lifleri tahta bir masanın üstüne seriyorlar.


Üçbeş lotus dalını kırıp bu işlemi tekrarladıkdan sonra bu üçbeş lifi avuç içiyle ovalayarak birleştiriyorlar ve iplik oluşturuyorlar.

Bu iple yapılan dokumalar ipekden daha pahalıya satılıyor. 

Bu teyzede iplik aletinin önünde bir sağa bir sola yürüyerek iplik sarıyor.


 Dokuma ketene benziyor.

16 Mart 2013 Cumartesi

ÇİN KÜLTÜRÜ
Ülkede hala MÖ 6. yüzyıldan kalma Confucianism popular. Qin hanedanlığından beri devletin felsefesi olmuş. Mao zamanı hariç tabii. Confucianism ebeveyn-çocuk, yönetici-yönetilen, karı-koca, arkadaş-arkadaş ilişkilerini düzenleyen kurallar topluluğu ve bilimadamı ve beylerin elit felsefesi. Bu felsefeye göre aileye, büyüğe ve otoriteye saygı esas, o yüzden de Çinliler ölülerine ve atalarına çok saygı gösterirler. Confucius eğitimle toplumun daha iyi bir yere gelebileceğini, yöneticilerin de görevinin halkı eğitmek olduğunu vurgulamış. Temelinde humanism var. Eğitimin olduğu yerde sınıf yoktur diyor, düşünür. İnsanın kalitelisi evinde saygılı, işinde ciddi, ilişkilerinde sadık ve inançlı olandır diyor. Confucius dikatatörlüğe karşıdır ve yöneticinin görevi adalete sadık olmaktır der. Confucius’un dünyasını birlikte tutan yapışkan gerçeğe bağlılık, güvenilirlik ve de insanlık, adalet, kibarlık, ve akla dayanan ideallere bağlılıkdır.

Confucius’un iki çoçuğu olmuş ve bugün hala birçok Çinli onun soyundan geldiğini iddia eder. Onun en çok sevdiğim sözü ise özel insanlar adaletin küçük insanlarsa kar işlerinden anlarlar.

Budism yaygın ateismin yanısıra. Malum bir zamanlar Mao’nın Dalai Lama’ya dediği gibi ‘din afyondur’ felsefesiyle din yasaklanmış Çin’de. Oysa bugün serbest. Göbekli ve gülen Buda figürü görüyorum sık sık, bolluk ve bereket sembolü.

Diğer bir felsefede ışık ve gölge anlamına gelen Yin Yang. Yin kadını, yang’se erkeği temsil ediyor. Yin ve yang birbirine zıt kutuplar değil, biri olmadan diğeri de olmaz. Qi evreni  yaratan enerjidir ve yin ve yang’e sebebiyet vermiştir. Dünyadaki her fiziksel değişim Qi’nin sonucudur. Çin tıbbında MÖ 2. yüzyıldan beri bu enerjinin vücutta aktığına inanılır ve bunu dengede tutmaya çalışılır. Akupunktur da bu akışı düzenlemeye çalışır. Feng shui yani rüzgar ve su’da Qi felsefesine dayanır. O yüzden de kapıların ve koridorların yeri bu enerjinin akışına göre yapılmalıdır.

Çin’de tek çocuk politikası var, bu politika sadece çiftçiler için delinebiliyor ve ilk çocuk kızsa ikinci çocuğa izin veriliyor. Bu arada halkın %70’i tarımla uğraşıyor. Kimi Çinli kız çocuklarını Amerika ve Avrupa’ya evlatlık olarak veriyor. Şu anda Çin’de kızdan çok erkek nüfus var. Kanunlara göre kadınların 20 yaşından küçük, erkeklerinse 24 yaşından küçük evlenmesi yasak.

25 yaş civarı gençlerin anne babalarına baktığımızda, her on çiftin sekizinin evliliği ailelerince kararlaştırılmış olsa da bugün gençler evlenmeden beraber yaşıyorlar. Evlilik dışı ilişkiler o derece yaygın ki hükümet bunun kanunlara aykırı olması için çalışma başlatmış bile. 

Çöpçatanlar doğum tarihlerine bakarak gençler birbirlerine uygun burçdaysa işe girişiyorlar. Evlilik anlaşmasını, başlık parasını da ayarlayan onlar. MÖ 4. yüzyıldan kalma geleneğe göre erkek kıza başlık parası ödüyor. Çöpçatanlar hangi saatin daha uğurlu olduğunu araştırıp öyle evlendiriyor gençleri.

Gelinin annesi düğünden bir sene sonraya kadar kızının evini ziyaret edemez. Kız ancak onu ziyaret edebilir. Kız da erkek de iki ayrı düğün yemeği veriyor. Kızın ki daha görkemli olmak zorundadır. İki törende de içki parası kız ödüyor. Gazete ilanlarından nerde yaşadıklarını belirtiyorlar ve genelde aynı bölgeden olanlar evleniyor. Gelenekler göre yedi durumda boşanma söz konusu olabiliyor ve erkek karar veriyor. Kız erkeğin ailesine saygı göstermiyorsa, kadın başka erkeklerle oluyorsa, kadın kıskançsa, hırsızsa, çocuğu olmuyorsa, ölümcül hastalığı varsa, dedikoducuysa. Erkeğin ailesinde biri öldüyse ve kadın üç yıl yas tuttuysa erkek karısını boşayamıyor, evlendiklerinde kız zengin erkek fakirse sonra erkek zenginleşince boşanmak isterse izin verilmiyor. Ayrıca kadının ailesi yoksa da boşayamıyor.



Bir şehirde yaşayan herkes kayıt olmak zorunda. Başka bir şehre gitmek içinse izin alması gerekiyor. Şehirlerarası yolculuklarda kimlik kontrolü yapılıyor. Köylerden şehre gelenler, kaçak işçi olarak ucuza çalışıyorlar. Pekin’de çalışan biri emekli olunca başka bir yere taşınamıyor. Pekinliler, Pekin otellerinde kalamıyor. Facebook, youtube ve google yasak.

Gazete okuyabilmek için bir kişinin en azından 3000 karakter bilmesi gerekirken, okumuş kişiler 5000 civarında karakter biliyorlar. Çinliler tarihde bambulara ve kemiklere yazı yazmışlar. Efsaneye göre Çin medeniyetini kurucusu sayılan Sarı İmparatorun bakanı Cang Jie karda bir kuş ve hayvanın ayak izlerin görüp Çin alfabesini yaratmış.


Bambu ağacından kağıt yapılır ve bu kağıdın ağırlığına göre fiyatı da değişir çünkü kağıdın kalınlığı üstüne yazılan yazının çabuk kurumasını belirliyor. Bambu sepetler, masalar, sandalyeler ve hatta inşaatta iskele olarak kullanılıyor. Bambu güçlü olduğundan çelik yerine bambu iskeleler yapıyorlar.


1 Ocak 2013 Salı

Yeni Workshop

Merhabalar

2 senedir devam ettiğim kültürel farklılıklar workshop’umda bu  cumartesi (5 Ocak) konumuz eğlence anlayışları, festivaller.
 
  • Nepal'de 25 Kasımda festivalde 250binden fazla hayvanın kurban edildiğini,
  • Çin’de iyi güreş tutan çekirge fiyatının 10bin dolara kadar çıktığını,
  • Belçika’da her sene Şubat’da zamanında haçlı seferine katılmayı rededen Belçikalıların torunlarınca Türk yürüyüşü yapıldığını ve Türk kanı likörünün içildiğini,
  • Malezya'da TV'de süper imam yarışması yapıldığını,
 
Biliyor muydunuz?
 
Gelebilecek olanlar bildirebilirse salonu ona gore ayarlamaya çalışacağım.

Salon kirası geçen seneden bu seneye değişmedi, gene yediğiniz içtiginiz hariç 20 TL.
Saat: akşam 8:00
Mekan : Kafika, Fındıklı
 
 
Taksim Garanti bankasından inen Kazancı yokuşunda.  Fındıklıdan gelenler Akbank’ın yanından saptığınızda, yokuş 3 yol ayrımına geldiğinde (Sıraselviler, cihangir ve fındıklı) sağdaki yolda kalan portakal ışıklı yer. Web sitesinden de adresine bakabilirsiniz.
Dostcakalın

27 Aralık 2012 Perşembe

GUİLİN 2012
Yangsuo nehrinde beş saatlik bir tekne gezintisine çıkıyorum. 20 yuanlık banknotun arka yüzüne resim olmuş tepecikler var burda. Vietnam’daki Halong Bay’e benziyor manzara. Gezi boyunca bamboo dallarının yan yana getirilmesiyle yapılmış sallarda mor çam kozalağına benzer meyvalar satıyor Çinliler. Teknenin ahçısı ise kahverengi nehir suyuyla yıkadığı balıkları ayıklıyor. Nehir kenarında beyaz gelinlikli bir gelin poz veriyor. Çinli rehber ayçekirdeği getirmiş hediye, çıtlamayı bilir misiniz diyor? Bilmezmiyiz!


Akşam göl kenarındaki parkda geleneksel Miao halkının kıyafetleriyle resim çektiriyorum. Çinliler benimle resim çektirmek istiyorlar. Ay ve güneş pagodalarını ışıklandırmışlar. Parkda gene dans edenler var.

Oteldeki gelin ve damat geleneksel kıyafetler içinde. Gelin kırmızı ipek altın sarısı desenli bir elbise giymiş, Eteğinin belinden üç parça kuşak gibi sarkıyor. Kolu 2 kat, biri kısa biri uzun…Yakasından Çin püskülleri sallanıyor. Erkekse siyah yakasız ipek gömlek ve pantalon giymiş. Gelin tebrik edenlerin sigarasını yakıyor, onlar da kırmızı zarflar içinde para hediye ediyorlar. Yanında bir adam gelenlere şeker ikram ediyor. Salonun girişine bir masa üstüne yalancı bir düğün pastası konmuş, gelen geçen masadaki bir deftere düşüncelerini yazıyor.


ŞANGAY
Dediklerine göre Şangay parayı kazanır Pekin’se dağıtırmış. Ortasından Huangpu nehiri geçiyor şehrin. Nehrin karşısındaki kara parçası Pudong’da ise ünlü 457m’lik Oriental Pearl TV kulesi ve şişe açacağına benzediği için bu adı alan 494m’lik Şangay Dünya Finans Merkezi kulelerinin de bulunduğu gökdelenler görülüyor. Pudong bölgesi 20. yüzyıl ortalarına kadar gecekondu ve genelevlerle doluymuş. Şu ünlü gangster Büyük Kulaklı Du’da 1920’lerde burda yaşıyormuş. Bund’da bir bankası bile olan Du’nun bir sürü karısı, gözdesi ve Chiang Kai Shek’le iş ilişkisi varmış. 1990’da özel ekonomi bölgesi olunca dünyanın en büyük gökdelenlerinin olduğu bir bölge haline gelmiş.

Şansımıza hava puslu. Amerikadan expat olarak buraya gelip çalışan arkadaşlarım TV kulesinde çok kuyruk oluyor, sen şişe açacağına çık diyor. Bilet alırken kasiyer yalnız puslu uyarayım diyor, başka şansım olmadığı için çıkıyorum. Katın yerlerinin bir kısmını cam yapmışlar. Aşağıya bakmak ve o cam zeminde yürümek yürek istiyor. 97. kattayım ne de olsa. Her ne kadar Şangay’ın nüfusu diğer gökdelen şehirler olan NY ve Tokyo’dan fazlaysa da km kare başına düşen insan sayısı Tokyo’da 14,000 iken Şangay’da 3030.

Nehrin karşı kıyısı Bund, Avrupa tarzı 20. yüzyıl başlarında yapılmış binalarla dolu. Sabah akşam kalabalık nehir kenarı. Herkes burdan Şangay’ın skyline’nını oluşturan TV kulesinin de olduğu manzaraya bakıyor, tekneye biniyor.

Takside arka koltukda otururken önümdeki ekrandan reklamları seyrediyorum. Taksi şoförümüz güneşte yanmamak için eldiven giyiyor. Sokakdaki kuş kafeslerinin su çanakları bile Çin işi mavi desenli porselen.

Sokaklardaki masalarda genci yaşlısı domino ve kağıt oynuyor. Havaalanı ve Şangay şehir merkezi arasında çalışan tekerleksiz manyetik bir hatta giden Maglev treni 301km hızla bizi götürüyor. Gündüz saatlerinde hızı daha da yükseliyor.

Expat arkadaşlarım Beyza ve Güner burdaki hayatlarından çok memnunlar. Amerika’da her işi kendileri yapmaları gerekirken burda işgücünün ucuz olmasından dolayı şoförlü arabaları ve çocukları okula getirip götüren hizmetçileri var. Amerikan stili bahçeli evlerde oturuyorlar ve gece hayatının zevkini çıkarıyorlar. Çok güzel bir bölgede beni yemeğe götürüyorlar.

Yeşim Buda tapınağının önünde her tür sakat dilenci var. Gruptan biri çocuklu dilenciye para vermek istiyor ama diğeri önünü kesiyor. Kadıncağız sağa adım atsa sağa, sola adım atsa sola gidiyor. Sonunda gruptakiler kadını kurtarıyor. Tapınakda Burma’dan getirilen iki yekpare yeşim Buda figürü var, 100 kadar da rahip. Bunlardan birinin 1000 ton olduğunu iddia ediyorlar. Heykellerden biri Budanın meditasyon yapar halini, diğeri ise nirvanaya ulaştığı anı resmediyor. Meditasyon halindeyken bir eli havayı diğeri toprağı gösteriyor. Bu onu yolundan çevirmeye çalışan kötü ruhlara bir işaret, ‘aydınlanmadan bu yoldan ayrılmayacağım toprak da buna şahit’ diyor. Yatan Buda ise ölümü temsil ediyor, Buda’nın büyük kulakları ise aydınlanmak için herşeyi dinlediğini ve duyduğunu. Tapınağın diğer heykellerinin orasına burasına sıkıştırılmış paralar görüyorum, bunlar tapınakda yaşayan rahiplere yapılan bağışlar.

Yu bahçeleri, 10TL’e cappuccino satan Starbucks’dan Maraş dondurmacısına, Çin yemeğinden ‘look a look’ diyen Çin hediye satıcılarına kadar herşeyi bulabileceğiniz bir yer. Ming hanedanlığı döneminde yapılan tapınakda ayin var. Kırmızılı roblarıyla Budist rahipler mantralar tekrarlayıp ziyaretçilere iyi şans duaları yazıyorlar.  Yelpaze müzesini ziyaret ediyorum. Ming hanedanlığından beri yelpazelere resim çizmek ve hat sanatını kullanmak moda olmuş.

Tapınakların çatılarında elbette ejderha sembolleri var. Çin ejderhasının yılan gibi bir vücudu, geyik boynuzları, atmaca pençeleri, balık pulları ve boğa kulakları var. Bu ejderha yüzebilir, uçabilir, başka hayvan şekillerine girebilir ve nazardan koruyabilir. Beş pençeli ejderha sadece İmparatoru sembolize ediyor. Ejderha yin yang terminolojisinde yang’i temsil ediyor. Ejderhanın seller, yağmurlar, kasırgaları yöneten bir kuvveti var, aynı zamanda da güç ve şansı temsil ediyor. Çin’de ayrıca başarılı insanlar ejderhaya benzetilirken, başarısızlar da solucana benzetiliyor.

Zhujiajiao, Şangay’ın Venediği, şehre bir saat uzakda. Otobüsle gidelim diyoruz. İnternet sayfasında otobüsün nerden kalkdığını yazmış ama numarasını yazmamış. Çince de okuyamadığıma göre zor olacak! Neyse ki şanslıyım, otobüs terminal amirliğindeki kız İngilizce biliyor ve doğru otobüse yönlendiriyor. Bileti otobüsdeki biletçiden alıp gülümseyen Çinliler arasında yola çıkıyorum. Bilet 4TL. Biletçinin kapının yanında ayrılmış koltuğu var.

Rickshaw benzeri önü bisiklet bir arabayla köyün girişine kadar gidiyorum ve kanallardan oluşan ve envayi çeşit ilginç yiyeceğin satıldığı sokakları geziyorum. Şekerci ağdasını mermere bir kelebek şeklinde döküyor ve sopasını da yapıştırıp gelen geçen çocuğa satıyor. Bir şeker bu kadar mı sanata dönüştürülebilir?  Minik kırmızı elma şekerleride şişe dizilmiş alıcılarını bekliyor. Tapınakda altın yaldızlı kağıttan yapılmış çam kozalağı benzer objeleri yakıyorlar duaları gerçekleşsin diye.

Şangay hayvan bahçesindeki pandanın poposu kaşınıyor anlaşılan, ağaç kütüğüne bir sağa bir sola poposunu sürtüyor. Sonra da bir insan gibi sırtını dayayıp oturuyor. Poposu kaşınan diğer bir hayvan da bir cins maymun, kaşımakdan kıpkırmızı olmuş poposunu dikmiş havaya yatıyor. Pandaların bebeklerini kendilerinin dokuzyüzde biri kadar büyük doğurduğunu biliyor muydunuz? O yüzdende 15cm’lik bu sıçan büyüklüğündeki bebeklerini yanlışlıkla ezdiği de oluyor. Pandalar da insan gibi mekik çekiyor. Eskiden etobur olan pandalar günde 30kg bambu yiyor.


Şangay sokaklarında abacus satılıyor, oysa Çin yapımı hesap makinaları ABD’de bir dolara satılıyor. Kadını erkeği sokağa renkli pijamalarıyla çıkıyor. Bizde de bir zamanlar eşorfman giymek modaydı burda da pijama.

Gökdelen ve binalarının mimari görünüşüyle övünüyor Şangay’lılar. Haklılarda! Bir bina diğerine benzemiyor.



8 Aralık 2012 Cumartesi

Xian 2012

Xian Çin’in 13 megakentinden biri ve Çin’in ilk düzenli şehirlerinden biri. Izgara şehir yapısı kullanılarak yapılmış Xian’a bakarak Pekin’i inşaa etmişler. Xi batı, an ise huzur demek yani ‘batıdaki huzur’ anlamına geliyor şehrin ismi. Tang hanedanı sırasında farklı dinlerden insanlar buraya yerleşmiş ve huzur içinde yaşamışlar, o yüzden de şehir ismini haketmiş.

11 hanedana 4000 yıl başkentlik yapmış ve İpek yolunun en doğu noktası olan Xian’da ‘büyük vahşi kaz’ pagodasını geziyorum. Pagoda, Buda’nın Hırka-i Saadet’inin olduğu yer anlamına geliyor. İsmi ise bir rivayete dayanıyor. Dendiğine göre aç keşişler yiyecek için dua ederken bir kaz sürüsü geçer ve kazların başı alçalır, onu yemezler önce yakıp sonra gömerler, böylelikle sürüyü getirdiği için ona saygı gösterirler. Çünkü Hintli keşişler ölünce yakılır, Çinliler ise gömülür.

‘Batıya Yolculuk’ kitabının yazarı tarafından yaptırılır, bu pagoda. İmparator sponsor olur Hindistan’da 17 yıl sürecek bu geziye ki yazar eski Budist ve Hindu belgelerini bulup getirebilsin.

Pagoda cennetin yedi katını temsil etmek için yedi katlı yapılmış. Tapınaklarda görülen üç Buda geçmiş, bugün ve geleceği temsil ediyor. Feng shui’ye göre pagodalar şehrin tepelerinde ya da nehirlere karşı yapılırmış ki şehri sellerden korusun ve iyi şans getirsin.  Tapınakda tahta parçalarına yazılmış dualardan alıp, ismini yazıp, belirtilen yere asıyorsun. Sağlık, iş hayatında başarı, tabii ki aşk bu duaların belli başlıcaları. Tütsüler alıyor insanlar, yakıp Buda’ya karşı saygı eğilişini yaptıkdan sonra büyük, ayaklı küvet benzeri tütsülüğün ortasındaki külün içine yerleştiriyorlar bunları.

İnançlarına göre tütsü insanları saflığa ulaştırıyor. Tütsülerde gamalı haç işareti var. Her ne kadar Hinduism ve Budism sembolü olsa da tarihde ilk gamalı haç sembolü, rehberin dediğine göre, Alacahöyükdeki Hatti prenslerine ait mücevherlerde görülmüş.

Çanın cennetin sesi olduğuna inandıklarından tapınaklarda mutlaka çan bulunuyor. Önemli seremonileri ve rahiplerin görevlerinin başlangıçlarını haber veriyor.

Budismin koruyucusu ve sonsuz bir hayat yaşayan 18 tane azizi (arhat) var. Gerçekte 16 arhat olmasına rağmen sanskritçe metinlerden yanlış yorum yapılması veya tercüme edilmesi yüzünden 18 arhat olduğuna inanmışlar.

 
Şehir surları göz alabildiğine devam ediyor, sık sık da gözetleme ve haberleşme kuleri var. Toplam uzunluğu 24km, genişliği ise 16m’ye kadar uzanıyor. Surlarda yanımıza sık sık gelen kadın, erkek, çocuk Çinliler bizle resim çektirmek istiyorlar.

 
Baştaki taç nasıl ki statü semboli ise yapıların çatıları da öyle ve evin sahibinin statüsüne göre çatı şekli de değişiyor. Nanjing başkentken, burası Xian İmparatorunun ikinci oğlunun egemeliğindeki feodal bir araziymiş, o yüzden de Xian’daki çatıların sadece iki katlı çatısı olabilirmiş.

Şehir, İpek yolu üzerinde olduğundan dolayı Müslüman tacirleri konuk olarak ağırlamış önceleri. Bu tacirler Çinli kadınlarla evlenip Müslümanlığı getirmişler şehre. Bu müslümanlara Hui diyorlar. Burda müslüman ve müslüman olmayan Çinli sorunu yaşanmıyor.

14. yüzyıldan kalma Ulu Camiiyi geziyorum ama söylemeseler buranın Budist bir tapınak olduğuna yemin edebilirim. Mimarisi aynen bir tapınak gibi. Müslüman olmayan turistleri içeri almıyorlar. Avrupalılar kapıda beklerken biz gezebiliyoruz.

Terracotta askerleri 1974’de kuyu açmaya çalışan köylüler tarafından bulunmuş. O köylülerden biri bugün müze mağazasında kitaplarını imzalıyor. Terracotta bir tür toprak ya da kil. Bu askerler, 2200 sene önce Çin’deki altı hanedanlığı tek bayrakda birleştiren despot Qin Shi Shuangdi’nin mezarını koruyan ordu. O zamanların adetine göre Qin başa geçer geçmez mezarını hazırlatmaya başlamış.

Mezar odalarından sadece biri 230x62m boyutlarında. 7000 civarında asker okları ve atlarıyla heykelleştirilmiş burada. Orjinalinde her asker renkli boyalarla boyalıymış ama bugüne sadece çamur renginde kalabilmişler.

Mezar odasının kenarlarını kaplayan askerlerin son sırası dört yöne bakıyor ki farklı yönlerden gelecek saldırıları durdurabilsinler. Odaların üstü tahta bir çatıyla kaplanmış ve çatının üstü fiber örtülerle ve üstü de toprakla kapanmış. Mezar odalarının kapısı ise tahta sütunlarla kapanmış. Mezarda süvariden okçuya kadar her tür ve rütbede asker heykelleştirilmiş. Saç şekillerine göre ise rütbeler anlaşılıyor. Saçlar yandan ayrıksa asker anlamına geliyor, at toynağı gibi ise general, arkadan kesintili ise subay. 8 farklı vücut şekli, 3 farklı ayakkabı, 2 farklı bot yapılmış. Mızraklar bronzdan ve ilk bulunduklarında kağıdı kesecek kadar keskinmişler.  Askerler gerçek insan boyutlarında ve kolları yüzleri yedi ayrı parçadan yapılarak birbirlerine takılma suretiyle birleştirilmiş.

 
Mezar hala bir tepecik halinde ve açılmamış. Mezar alanı 6 km kare. Mezar doğuya bakıyor. Dünyanın en büyük mezarı olan bu sahanın 36 yıl boyunca 720bin işçi tarafında inşaa edildiği yazıyor belgelerde. Tümülüs dünyayı temsil ediyor, dağlar, içinden civa akan göller resmedilmiş, çünkü imparator gökyüzü ve yeryüzünü temsil ediyor. Mezarda oturan kadın figürleri ise hizmetçileri temsil ediyor. Ayrıca akrobatlar ve hayvanlar da var. Mezarın tavanının değerli taşlarla bezendiği anlatılıyor belgelerde. Mezarın içinde tuzakların olduğu da belirtiliyor. Çocuğu olmamış 48 cariyeyi de canlı canlı gömmüşler mezara. Mezarı inşaa edenlerde yerini söylemesin diye öldürülmüş. Ayrıca 460 aydın canlı canlı gömülmüş mezara.

 İmparator öyle bir adammış ki sağlık, tarım ve din kitapları haricindeki tüm kitapları yaktırmış. Ölçüleri standartlaştırmış, farklı hanedanlıklardan kalan şehir duvarlarını birleştirmiş. Üç suikast girişimine uğradığından ölümden korkarmış. Savaş sırasında öldüğünden kimseye haber vermemişler ki asker dağılmasın. Savaş alanından saraya kadar arabasında ölüsünü taşımışlar ve koku anlaşılmasın diye de önüne ve arkasına balık taşıyan arabalar koymuşlar.

12 Kasım 2012 Pazartesi

PEKIN 2012

Dört büyük icat diye anılan, kağıt, barut, pusula ve matbaanın keşfedildiği, ortak dilleri Mandarin olsa da 50’den fazla etnik azınlığı olan 1.340 milyar nüfuslu Çin yollarındayım. Çin bu dört büyük icadın yanısıra porseleni, ipeği, uçurtmayı, kağıt parayı, demir dökümünü, desimal sistemi, abacusu, kargo gemilerini ve şemsiyeleri yaratan kültür.

PEKIN
Altı yüzyıl başkentlik yapmış, 13. yüzyılda Cengiz Han tarafından yakılmış  Pekin’in havaalanı da, lüks Pangu Oteli de bir ejderhaya benzer şekilde yapılmış. Beijing, şehrin diğer adı ve ‘kuzeyin başkenti’ anlamına geliyor.

Otobanlardaki gişeler Çin stili çatılı tahta tapınakları andırıyor. Kimi kırmızı kimi altın rengi boyalı. Gişede genelde bayanlar ücret alıyor. Çin’de trafik  berbat derler, İstanbul’dan sonra o kadar da kötü gelmiyor gözüme. Çinliler artık zenginleştiği için eskisi kadar çok bisiklete binmiyorlar. Motosiklet alıyorlar, hem de bazıları elektrikli ama otobanlarda zaman zaman bisikletlilere rastlanıyor. Arabasını otobanlarda sürmek isteyenlerin devlete 20,000 TL ödemesi gerekiyor.

Sık sık hurma ağaçları görüyorum, kırmızı fenerler asılı Pekin sokaklarında. 1 Ekim’de kuruluş yıldönümlerini kutlamışlar.

Olimpiyat stadına yakın bir otelde kalıyorum ve Ming ve Qing hanedanlığı zamanında fermanların okunduğu, 1949’da da Mao’nun Çin Halk Cumhuriyetini ilan ettiği ‘cennetsel huzura giden kapı meydanı’ anlamına gelen Tiananmen meydanına doğru yola çıkıyorum.

1989’da hükümeti protesto eden binlerce öğrencinin katledildiği Tiananmen meydanı kocaman! Yasak Şehre giden kenarında devasa bir Mao resmi var, her sene 1 Ekim’de kuruluş bayramında değiştiriyorlar yıpranan resmi. Diğer kenarında ise devasa iki adet ekran var, Çin’in farklı yerlerini gösteriyor. Üçüncü kenarında Çin Milli müzesi ve sonuncusunda da parlamentosu var. Mao’nun mumyalanmış vücudu ise sabahları ve akşamüstüleri meydanın ortasındaki mazolede halka sergileniyor. Bu meydanda ilk defa bir Amerikalı country müzik grubu konser vermiş. Burası dünyanın en çok kameralı meydanı. Sokak lambalarının altlarında bile kameralar var.

UNESCO Dünya Kültür Mirasının bir parçası olan 720bin metrekarelik Yasak Şehir, dünyaya kapılarını ilk kez Bernardo Bertolucci’nin Son İmparator filmiyle açmış. Son İmparator Puyi’nin hayatı anlatılmış bu filmle. Qing hanedanlığının sonuncu İmparatoru olan Puyi son günlerini bahçıvan olarak geçirmiş ve bir zamanlarki sarayına turist olarak gitmiş. 1967’de ölünce külleri harem gözdeleri ve hadımağalarının bulunduğu mezarlığa defnedilmiş. Ancak 1995’de dul eşi mezarını normal bir mezarlığa defnedebilmiş.

500 yıl boyunca 24 imparator hüküm sürmüş Yasak Şehirde. Girişindeki davul ve çan kulesi eski bir Moğol adetinden kalma, tehlikeleri ve saati bildiriyor.  1920’lere kadar Çin dünyasının merkezi olarak kabul ediliyormuş burası.

İçerideki beş mermer köprü Confucianism’in beş prensibini temsil ediyor ve görevlilerin taktıkları yeşim kemere gönderme yapıyor. Meridian kulesinden İmparator savaşa giden ordusunu selamlarmış ve yeni takvim yılını gösteren seremonileri burada yaparmış. Bulutlar arasında incileri takip eden ejderhalarla bezeli rampayı sadece İmparator kullanabilirmiş. Saraydaki 200 tonluk birbirine geçmiş lotus dizaynlarından oluşan taş blok kışın yollara su döküp dondurulup üstünden kaydırılarak saraya getirilmiş.
İmparatoriçe sadece düğün günü bu yoldan yürüyebilirmiş. Rampalar dünyayı temsil edermiş. İmparatoriçe yeryüzünü, imparator da gökyüzünü temsil ediyormuş ve birleştiklerinde dünya oluşuyormuş.

Sarayın üç kapısı var ve her birinin çatısında dört çıkıntısı var. 3X4=12 O yüzden 12 imparatorluk sayısı. Çatıların köşelerinde yer alan tek sayılı figürler binaları yangından korumaya yararmış, çünkü tek sayılar su ile özdeştirilmiş. Tek sayılar yang’i, yani erkek karakteri, yani İmparatoru temsil edermiş. O yüzden de burdaki figürler dokuz adet. Denildiğine göre 9999 adet oda var ve 9X9=81 olduğundan dolayı İmparator kapılarında 81 adet bronz yuvarlak figür var. İmparatora dokuzun beşi diyorlar yani bir ve dokuz sayılarının ortasında yeryüzü gökyüzü dengesini sağlayan kişi. İnançlarına göre İmparator Tanrı’nın temsilcisi. Ejderha, İmparatorluk sembolü ve gökyüzü ve cenneti temsil ediyor.

Saray kapısındaki iki aslan koruma anlamına geliyor ve dişinin pençesinin altında bebeği varken, erkeğin pençesinin altında dünya var. Bu da doğum ve dünyayı sembolize ediyor.
Saraydaki sütunlara halk dileklerini bırakırmış. Tütsü çanaklarında yakılan tütsüler ise nazara karşı iyi geliyormuş. Sarayın çatısı dünyayı temsil eden  imparatorlara özgün sarı renkde. Bahçedeki bronz küpler, yangın halinde gerekecek su için dolu olarak tutulurmuş. Kütüphane çatısı suyun rengini temsil eden siyahtan yapılma, böylelikle yangınlardan korunuyor bina. Ama bu renk Mao’nun kültür devrimi sırasında kitapları yakmasını önleyememiş.

Sarayda 15-16 yaşındaki asil aile çocuklarını bir teste tabii tutarlarmış, geçenler imparatora hizmet etmeye hak kazanırmış.

İmparator hareminde 3000 gözde varmış. Çocuk sayısını ise bilmek zor. Üst düzey hükümet görevlilerinin hep birden fazla eşi olurmuş.  Prensler yeşil giyermiş, büyümekte olgunlaşmakta olduklarını sembolize etmek açısından. İmparator, kendisinden sonra gelecek İmparatoru seçermiş ve adını bir kağıda yazıp kağıdı da bir küpe koyup saklarmış. Çin yılbaşında ise sarayda yapılan törenlerde saray hazinesi halka gösterilirmiş. Saraydaki 1.5 miyon parçalık hazine bugün müzede.

Cennetsel Saflık sarayında son Ming İmparatoru kırmızı mürekkeple bir mektup yazıp ardından sarhoş olup 15 yaşındaki kızını ve gözdelerini öldürüp sonunda da kendini asmış. Bu sarayda Qing hanedanlığı sırasında, Mançuryalı şamanlar tarafından ay takviminin 7. ayının 7. gününde sevgilileri sembolize eden yıldızlar, İmparator ve gözdeleri için hayvanlar kurban edilmiş. Bu gün, Çin’de hala sevgililer günü olarak kutlanmakta.

İyi bir hasat için de hayvan kurban edilirmiş ve kurban eti pişirilirmiş sarayda. Hiçbir dünyaya meyil etmeden harmoni için de yaşarsak dünya güzelleşir barış ve düzen içinde olur der Confucius’un ‘Book of Rites’ kitabı. Çin’in en eski kitabı sayılan ‘Book of Changes’ ise cennet ve dünyanın birliğinden bahseder.

Çin kültüründe doğu baharı sembolize ediyor. Saray bahçesinde dalları birbirine sarılarak büyümüş iki ağaç var. Dendiğine göre son Qin hanedanı ve eşi burda resimlerini çizdirip öldüklerinde tek kanatları olan iki kuş olarak cennete uçacaklarını ve dünyada bu ağaç gibi beraber büyüyeceklerini sembolize etmiş. Eski zamanlarda bahçıvanlar ağacı ortadan ikiye böler, kesilen kısmı ıslak çuval ve ardından yağlı bezle sararlarmış ki ağaç ölmeden büyümeye devam etsin. Bu ‘V’ seklindeki ağaçlar, Çince insan anlamına gelen karakteri temsil ederlermiş.


Şehir duvarları en eskileri Jing hanedanlığı sırasında 1115-1234’de inşaa edilmiş. Moğol hanı Kubilay’da olmak üzere bir sürü hükümdar sırasında yenilenmiş bu duvarlar. Çan kulesinde 24 küçük ve bir büyük çan var. 24 çan günün saatlerini belirtmek için çalıyor. Bahar festivalinde halk gelip bu çanları iyi şans getirsin, kötü ruhları kovsun diye çalıyor. Bu binaların olduğu yere ejderha hattı deniyor çünkü saraya ait tüm binalar burda.

Eski Çin’I görebileceğim Hutong’lara gidiyorum. Bu bölge eskiden saray erkanının yaşadığı evlermiş. Hutong, Moğol lisanında ‘dar sokak’ anlamına geliyor. Yazın şehirde yeterince su bulunmadığından göl kenarına inşaa edilmiş. Asillerin evlerinin çift sayı olan 4 adet kirişi var. Kirişsiz evler halkın evleri. Çıkıntıların üstünde bol şans diye ibareler yazılmış, bir anlamda nazar duası. Bu çıkıntılar çöpçatanlığa da yarıyor. Herkes evine bakıp kendi sınıfına göre evleneceği kızı seçiyor. Eğer üst düzeyde bir erkek düşük seviyeden bir kıza gönül verirse, birlikteliklerinde kız gözde sınıfını geçemiyor. Yüksek sınıftan bir kızın kendinden düşük seviyede bir erkekle birlikteliği ise olası değil.

Evler bir avlunun etrafında toplanmış vaziyette. Sokağa açılan kapı feng shui’ye göre güneybatıda olmak zorunda. Bir evi ziyaret ediyoruz. 7 aile aynı avluya bakan evciklerde yaşıyor. Kirası 50 yuan, yani 15 YTL. Bahçedeki kafesde ufacık bir sincap yaşıyor. Kapı girişinde bir abacus ve su kabakları var. Su kabaklarının üstünde ‘bol şans’ yazıyor. Daha çok çocuk sahibi olabilmek için olduğunu söylüyorlar, birden fazla çocuğun yasak olduğu bu ülkede. Daha çok çocuk, daha çok prestij demek kültürlerinde. Özellikle kırsal kesimde bedava işçi anlamına geliyor. Oysa birden fazla çocuk yapana 350 dolardan 12bin dolara kadar ceza kesiyor devlet.

Avlu içine yerleştirilmiş bu evciklerde fakirler yaşıyor. Evlerde tuvalet ya da banyo yok. Kışın soğukda bile tuvaleti gelen mahallenin tuvaletine gitmek zorunda. Evin mutfağındaki lavaboda yengeçler canlı canlı dolaşıyor, kimi de kaçmaya başlamış bile yukarıya tırmanarak. Akşam yemeğinde yengeç var anlayacağınız. Bodrum katı gibi küçücük pencereli bu odada LCD TV ve klima var.

13. yüzyıl sonunda suni olarak yapılmış Kunmig gölü etrafındaki arazi 1750’de imparatorluk bahçesine dönüştürülür ve yazlık saray yapılır. Yazlık saray bugün UNESCO Dünya Kültür Mirasının bir parçası. Qing hanedanlığından dul İmparatoriçe Cixi sarı ipek bir perdenin arkasından 47 sene boyunca önce oğlu, sonra da yeğeni imparatora ne yapması gerektiğini söylemiş burda. 728m’lik bir bahçe koridoru var bu sarayda ve bu koridor Çin’in farklı yörelerinden manzara ve Çin edebiyatının hikayelerinden 8000 resimle bezenmiş. Donanma için ayrılmış paralarla, çay seremonileri için yaptırdığı mermer görünümlü taş ve tahtadan yapılma büyük bir teknesi var İmparatoriçe Cixi’nin. Pekin operası bu sarayda teşvik edilen bir sanatlardan biri. Yazlık saraydaki iki kule askerlerin ve bilimadamlarının imparatora verdiği desteği sembolize ediyor.

Dünyanın 7 harikasından biri olan yer yer genişliği 9m ve yüksekliği 15m’e kadar yükselen Çin Seddindeyim. Turlar farklı farklı bölgelerine getiriyorlar Çin Seddinin. Bizim geldiğimiz tarafında üç gözetleme kulesi var dağlarda. Ve bu üç kuleye giden merdivenler. Dik merdivenleri tırmanmaya başlıyorum ama daha ilk kuleye gelmeden geriye dönüp manzaraya bakınca ne kadar yükseğe çıktığımı algılayıp merdivenleri dolduran kalabalık ve itiş kakışdan tırsıp merdivenlerin ortasına oturuyorum biraz soluklanmaya. Manzarayı içime sindirip korkumu yendikden sonra tırmanmaya devam ediyorum. Çin seddi yılan gibi kıvrıla kıvrıla gidiyor önümde.

İlk duvarlar MÖ 7. yüzyılda yapılmışşsa da esas büyük kısım MÖ 2. yüzyılda yapılmış ve bu duvarlar birbirlerine bağlanmış. Bu duvarları her ne kadar Moğollar atlarıyla geçemesin diye yapmışlarsa da hem 13. hem de 17. yüzyılda bu duvarlar aşılmış. Seddin  yapılmasının bir diğer sebebi de İpek Yolu üzerinde nakledilen mallardan gümrük almakmış. Arkeolojik araştırmalara göre tüm seddin uzunluğu 21bin km. Gözetleme kulelerinde kurutulmuş kurt tezeği yakarak haber ulaştırırlarmış. Kuleler iki ok atışı birbirinden uzakda inşaa edilmiş ki korunamayan tek karış kalmasın.

Çin seddi boyunca çiftlerin isimlerini yazıp bıraktığı kilitlere rastlıyorum. Çin seddinde kullanılan taşlarla 5m yükseklik ve 1m ende bir duvar yapılsa Ekvatoru çevreleyebilirmişiz. 1970’lerde ABD cumhurbaşkanı Nixon burayı ziyaret ettikden sonra turizm patlaması yaşanıyor ülkede.

Akşam Wangfuging alışveriş caddesine gidiyoruz. Sokak satıcıları şişlere dizdikleri akrepleri, hamam böceklerini, larvaları, deniz yıldızlarını, tüyleri yolunsa da gözleri gagası üstünde duran kuşları, deniz atlarını, deniz kestanelerini, yılanları ve tavuk pençelerini yağa atıp kızartıyorlar.


Akşam mitolojik bir hikayenin anlatıldığı bir şova gidiyorum. Sahne düzeni süper, sanki Broadway şovu. Sahneler sağdan soldan geliyor, iniyor, çıkıyor, dönüyor ve en sonunda da 40 ton su sel olup sahnede akıyor. Miss Saigon’da sahneye helikopter iner, Phantom of the Opera’da nehirde sandalla gezerler ama bu şov onlardan daha etkiliyor beni.


Devam edecek...